5 Ekim 2018 Cuma

ŞAİRLER, DÜŞÜNÜRLER VE MUSTAFA KEMAL

Mustafa Kemal Harp Akademilerinde okurken pansiyoncusu olan madam yardımıyla Paris’ten Figaro gazertesini getirtiği gibi ittihatçıların Paris’te çıkardığı gazete ve dergileri de getirtebiliyordu. Burada okuduklarını da her fırsatta arkadaşları ile paylaşarak İmparatorluğun nereye gittiğini bütün açıklığıyla ortaya koymaya çalışıyordu. Her cuma akşamı izin dönüşü sınıfta toplanıldığında, bu yayınlardan öğrendiklerini konfrans gibi arkadaşlarına anlatıyordu.
Bir gün çok heyecanlanmıştı;
“600 yıl evvel Anadoludan doğan Osmanlı 350 yıl içinde Viyana kapılarına kadar ilerledi. İmparatorluğu yükselten manevi faktörler zayıflamaya başladığı için yavaş yavaş Viyana, Peşte, Belgrat’ı bırakarak bugünkü Rumeli topraklarına sığındık. Şimdi Ruslar, Avusturyalılar burayı da koparmak istiyor. Tarihte inkilaplar ön fikir olarak doğar ve zamanla halkın malı olur. Bakın dünkü vilayetlerimize;
Bulgaristan’da bir İvan Vazor vardı, bu milli şair Bulgar milletini durmadan şiirleri ile kurtuluşa, meskenetten (miskinlik, yoksulluk) silkinmeye çağırdı. Milletine, tarihine aşık olan bu insan kısa zamanda kitlenin malı olmuş, şiirleri halk dilinde ezberlenmişti. 500 yıldır dünyadan habersiz, Türklerin çobanı olarak bilinen Bulgarlar bugünkü duruma onun yolu ile ulaştı. Yarın kimbilir bizden daha neler isteyecek, Filibe, Burgaz belki de Akdeniz’e inmek isteyecek.
Sırpların iki gözü görmeyen bir Filip Vişniç adlı şairleri vardır. Bu milli şair de milletine milli duyguları, istiklal fikrini yorulmaz bir gayretle aşılamıltı. Şiirlerinde Kosova savaşlarından, Miloş Kabiloviç’lerden,Sultan Murad’lardan söz ederek halkın ruhuna, fikrine girmesini bildi. Bir şiirinde Sultan Murad’ın “Hıristiyanlara zulmetmeyiniz, zulüm ve eziyet egemenlikleri parçalatır” sözünü bile söylemekten çekinmeyecek kadar hakbilirlik gösteren bu Sırp şairi milletinin kalbinde egemenlik, özgürlük ışığı yakmaktaydı.
Yunanlıların Kostantin Rigas adındaki milli şairleri de Girit’te, Mora’da, adalarda milletini kurtuluş savaşına ve istiklal fikrine çağıran şiirlerini söyleye söyleye Yunan istiklalinin tahakkukunu sağladı.
Macarların Potofi adındaki milli şairleri de bu yoldan yürüdü, milletine durmadan istiklal fikrini aşılama çabasında gördüğü zorluklara rağmen bu yoldan bir an uzak kalmadı.
Rus istibdadı altında inleyen Lehlileri 1885’te milli şairleri Miçiyaviç durmadan özgürlüğe çağırıyor, şiirlerinde; “Ey Leh anası! Sen, kollarının üstünde yalnız çocuk büyütmek içöin dünyaya gelmedin. Senin kollarına talihsiz Lehistan’ın istiklal ve iştikbal rüyası da dayanmaktadır.” diyerek fetyad ediyordu.
İşte başka milletlerin şairleri, düşünürleri böyle çalışıyor, memleketlerini böyle uyandırıyor, milletlerini böyle yetiştiriyorlardı. Nerede bizim aydın ve milli şairlerimiz? Bir Namık Kemalimiz var. O, Türk milletinin yüzyıllarda beri beklediği sesi verdi. Fakat ne şiirlerini okuyabiliyor, ne söylediğini duyurabiliyor, ne de “Vatan yahut Silistre” adlı piyesini temsil edebiliyoruz. Roma Tarihi ve Osmanlı Tarihi diye yazdığı eserleri bile toplatılarak okunmaktan menedildi.. Tarihini bilmeyen millet olu mu? Arkadaşlar bize büyük vazifeler düşüyor. Yarın vazife aldığımız her yerde milletimizi yetiştirmek için aynı zamanda birer öğretmen olduğumuzu unutmayalım. Aydın gençlerle, memurlarla arkadaşlık kurarak onları bu yolda yürütmemiz lazımdır…..”
Konuşması bu sözlerle bitmişti ki, kapıda nöbet bekleyen arkadaş sınıf subayının geldiğini bildirmesi üzerine söz yarıda kesilmişti.
Atatürk Ansiklopedisi Cilt-1, Sayfa 86-87