15 Mart 2019 Cuma

BAYAT EKMEK


Komşumuz Hanife Teyze vardı.
8 aydır konuya komşuya bayat ekmeğiniz varmı Varsa verin kuşLar cama geLiyor ısLayıp veriyorum diyordu..
Çok da zayıfLamıştı. Kiracıydı. Çok ucuza oturuyorum diye rutubetini çekiyorum diyordu.
Eşinden duL maaşı aLıyordu.
8 aydır güLen, şaka yapan Hanife Teyze gitmiş, yerine suskun düşünceLi Hanife Teyze geLmişti
Birgün annem doLma yapmıştı. Bir tabak doLma uzatarak; Hadi götür Hanife Teyzene de sıcak sıcak yesin dedi
ZiLini çaLdım 75 yaşındaki Hanife Teyze'nin, yavaş yavaş geLerek
Kim o dedi.
Ben Zeynep, Hanife Teyze dedim.
Tamam açıyorum kızım dedi.
Annem doLma yoLLadı dedim.
ELimden aLdı, yüzüme baktı, yutkundu
ALLah razı oLsun. Ben de yemek yiyecektim, Şimdi yerim dedi.
Hanife Teyze annem tabağı istedi deyince, Hanife Teyze kapıyı kapatmayı bıraktı mutfağa yöneLdi.
İçeriye baktım. Oturma odası karanLıktı. Işığı yaktım. Masanın üstünde bir bardak su ve ısLatıLmış ekmekLer tabağa doğranmıştı
Hemen kapının önüne çıktım. Hanife Teyze tabağı uzattı. İki cihanda aziz oLun evLadım dedi.
Sağ oL dedim.
Eve geLdiğimde annem; Ne o, ne oLdu Suratından düşen bin parça dedi.
Anne, Hanife Teyze tabağa bayat ekmekLeri doğramış, onLarı yiyordu
dedim. "OLur mu kızım? Baban da emekLi, O da eşinden emekLi maaşı baban
kadar aLıyor. Sen yanLış görmüşsündür, kuşLar içindir o. Biz
geçiniyorsak ki 3 kişiyiz, O tek başına hayLi hayLi geçinir dedi.
Ertesi akşam anneme ne pişirdiğini sordum, etLi kuru fasüLye oLduğunu öğrendim. İçimi bir kurt kemiriyordu
Akşam yemeğine oturmadan Anne Hanife Teyzeye de bir tabak götüreyim mi
Annem; Kuru fasüLye bir tanem. Götür de, güzeL bir şey değiL" OLsun
hadi ver götüreyim dedim, Sıcak tabağı eLime aLdım ve yürüdüm.
Hanife Teyzenin sesi: Kim o
Ben Zeynep dedim. Kapıyı açtı güLümseyerek, yüzüme baktı. Annem kuru
fasüLye yoLLadı biLmem sever misiniz? Nimeti ayırt etmem tabii ki
severim. ALLah razı oLsun kızım" dedi.
Ha unutmadan annem tabağı istiyor dedim.
Hanife Teyze mutfak yoLuna yöneLir yöneLmez, ben doğru içeriye girdim.
Masanın üstünde bir bardak su, ısLak ekmekLerin konduğu yarısı yenmiş
tabak ve annemin bir gün önce verdiği doLmadan kaLan 4 tane...
Soracaktım, sormaLıydım. İçim içimi kemiriyordu...
Hanife Teyze beni kapıda göremeyince içeriye yanıma geLdi.
Sanki Sor der gibi yüzüme bakıyordu. Dayanamayıp sordum; Bu ısLak ekmekLeri sen mi yiyorsun Hani kuşLara verecektin
BuğuLu mavi gözLerinden yaşLar süzüLmeye başLadı.
Üzmüş müydüm acaba anLayamadım, daha 15 yaşındaydım, ama O'nu ağLatmıştım
Evet ben yiyorum canım kızım. Benim bir oğLum birde kızım var. Burada
değiLLer. Başka şehirdeLer. İkisi de çaLışıyor. Araba aLacakLarmış. Bana
Kredi çektirdiLer. KaLan para ancak kiraya eLektrik ve suya gidiyor. Üç
beş kuruş ya kaLıyor ya kaLmıyor eLimde. Ben de ekmek isteyemedim. KoL
kırıLır yen içinde kaLır. BöyLe biLiriz, üç yıL böyLe idare edeceğim,
kimseye söyLeme, Emi dedi
Bu sefer benim gözLerim yaşardı.
Tabağı aLdım, kapıdan çıkarken arkamdan Kimseye söyLeme güzeL kız diye sesLeniyordu.
Eve geLdiğimde bağıra bağıra ağLıyordum.
Annem şaşırarak; Ne oLdu kızım biri bir şey mi söyLedi dedi. OLanı anneme anLattım, O da çok üzüLdü.
O gün, BöyLe vicdansız evLat oLmayacağım anneciğim dedim.
3 yıL boyunca tüm mahaLLe Hanife Teyze'ye kimimiz sabah kahvaLtıLıkLarı
götürüyor, kimimiz öğLen yemekLeri kimimizse akşam yemekLeri





Birgün, Hanife Teyze hastayken okuL çıkışı yanına uğramıştım.
Bana; İyi kaLpLi meLeğim sen mi geLdin Çok Şükür borç bitti dedi
Artık rahat edersin Hanife Teyzem dedim.
Evet senin sayende sıkıntısız, Ekmek düşünmeden üç yıL bitti, Rabbim seni korusun dedi.
Meğer bu Hanife Teyze'yi son ziyaretimmiş. İki gün sonra vefat etti
ALLah gani gani rahmet eyLesin
Hanife TeyzeLeri unutmayın.





Arayın buLun onLarı, emi


Vaktiyle bir derviş berbere gidip


- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar ve diğer tarafa usturayı vuracakken, mahallenin kabadayısı içeri girer.
Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış tarafına sert bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye bağırır.
‘Dövene elsiz, sövene dilsiz’ olan, halktan gelen her şeyin Hak’tan geldiğine inanan derviş, sabreder.
Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli alay eder derviş ile:
'Kabak aşağı, kabak yukarı.'Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkandan çıkar.
Henüz birkaç metre gitmiştir ki,kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıyı altına alıp sürükler.
Kabadayı oracıkta feci şekilde can verir.
Berber dervişe bakar, sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş düşünceli bir şekilde cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim.
Gel gör ki, kabağın da bir sahibi var.
O gücenmiş olmalı!
**********************************************
HER GÜNKÜ SÖYLEMLERİNE BİZ DE GÜCENMEDİK...
HAKKIMIZI DA HELAL EDİYORUZ....
ŞAYET İNCİNENLERİN DE BİR SAHİBİ VARSA ???!!!...
MART SONUN DA GÖRECEĞİZ !!!...


Dursun askerlik


Dursun askerlik arkadaşı Temel’i ziyarete gitmiş. Temel’in de dört karısı bir göz odası varmış. Akşam yemeğini tıka basa yedikten sonra Dursun; “ Pana müsade !” demiş. Temel;” Dışarudaki yağmuru görmeyi misun?” demiş “ Puzdolabinun önüne pir yatak sereruz yatar sabah kahvaltidan sonra gidersun.”
Israr üzerine çaresiz kabul etmiş Dursun. Yatmışlar ama Fadime, Temel’e “ Kalk kocaluk görevinu yap!” demiş. Temel, misafir falan dese de Fadime;” Çağımasaydun!” deyip ısrar etmiş. Temel ;” O zaman git su içer gibu yapup puzdolabinun kapisinu aç ve onun ışığında pak pakalum, Dursun uyuyor mu?” demiş.
Fadime, buzdolabını açıp bakmış, Dursun uyuyor. Temel, kocalık görevini yapmış. Fadime ister de diğer üç kadın durur mu? Onlar da aynı ritüeli uygulayıp dolabı açıp ışığında Dursun’u kontrol etmişler Temel de kocalık görevini yapmış.
Sabah kahvaltıda Temel;” Nasi Dursun, rahat uyudun mi?” diye sormuş.
“ Dün akşam o kadar çok yeduk ki!” demiş Dursun “ Hararetten pek uyuyamadum.”
“ Ula, puzdolabinun önünde yatayidun. Niye kalkup su içmedun?” diye sormuş Temel.
“ Vallahi düşünmedum değul!” demiş Dursun “ Ama paktum ki puzdolabinu her açanu pecereysun. Cesaret edemedum!”


Tur otobüsü


Tur otobüsü şöförünün omzuna dokunulunca adam hafifçe başını
çevirmiş, bir bakmış ki elinde bir avuç badem, yaşlı bir kadın
durmakta.. Teşekkür ederek almış bademleri ve yemiş.. 15 dakika sonra
yaşlı kadın tekrar şöförün omuzuna dokunup bir avuç daha badem vermiş ve
bu ikramı 5 kere daha yapınca
– “Zahmet ediyorsunuz efendim..” demiş saygılı şöför, ” Hep bana yedirdiniz.. Biraz da kendiniz yesenize..”





-Çiğneyemiyorum evladım..” demiş yaşlı kadın, “Dişlerim yok..”
– “Niye satın alıyorsunuz o zaman?..” ”
– Evladım ben sadece üzerindeki çikolatayı emmesini seviyorum!..”


BOŞANMAK İSTEYEN KADIN


Karı koca arabada giderken kadın:– “Seninle güzel bir beraberlik yaşadık. Ama artık ben boşanmak istiyorum…” demiş.






Adam sesini çıkarmamış… ama gaza basmış, hızı 120’e çıkarmış.Kadın:–
“Neden dersen başkasıyla bir süredir beraberim” demiş.Adam yine ses
çıkarmadan hızı 140’a çıkarmış.





Kadın devam etmiş:– “Evi ben istiyorum.”Adam hızı 150 ye çıkarmış…





Kadın:– “Ayrıca bütün çekleri, kredi kartlarını ve arabayı da istiyorum…”Ve adam hızı 160’a çıkarmış.






Kadın:– “Hiçbir şey söylemeyecek misin? Sen hiçbir şey istemiyor
musun?” diye sormuş.Adam hızını 180 çıkarmış ve:– “Hayır!.. Ben
ihtiyacım olan her şeye sahibim!..”





Kadın şaşırmış ve:– “Öyle mi? Nedir o?” diye sormuş.Adam karşıdaki duvara saatte 180 km hızla çarpmadan önce cevap vermiş;





– “Hava yastığı bende!”


Bir mühendis ölmüş


Bir mühendis ölmüş ve büyük bir yanlışlık sonucunda cehenneme
atılmış. Cehennemin konforundan hoşnut kalmayan mühendis, bir takım
iyileştirmeler yapmaya başlamış. Kısa bir süre sonra cehennem, klimalı
odaları, otomatik tuvaletleri, asansörleri, içecek otomatları ve diğer
lüksleri ile bayağı rahat bir yer haline gelmiş. Bu arada mühendisin de
iyice tanınıp sevildiğini söylemeye gerek yok.
Derken, günün birinde Cennet Meleği, şeytanı aramış:





-"Selam, cehennemde işler nasıl gidiyor? Neler yapıyorsunuz?"
Şeytan, memnun mesut gülümsemiş:
-"Ohoo.. Biz burada çok iyiyiz. Bir mühendis düştü buraya ki sorma
gitsin. İnanılmaz lüks ve konforlu bir yer yaptı bizim orayı. Bir
görsen, tuvaletlerimiz otomatik, kola makinemiz bile var."
Melek şaşırır:
-"Nee! Mühendis mi dedin? O adamın burada olması lazımdı. Çabuk onu buraya gönderin!"





Seytan: "Mümkünü yok! Kadromda bir mühendisin olmasından çok memnunum ve onu burada tutacağım!" diye çıkışmış.





Cennet Melegi sinirle bağırmış:
"Onu çabuk buraya gönder, yoksa seni dava ederim!"





Şeytan katıla katıla gülerken şunları söylemiş:





"Yok yaa! Nasıl yapacaksın bunu?
Bütün avukatlar bizim tarafta!".


Hava yağmurlu


Hava yağmurlu ve soğuktu. Arabadaki kadın, rahibeyi görünce durdu ve kapıyı açtı:
- atlayın! sizi manastıra kadar bırakırım!
Araba sıcacık, kadın ise muhteşemdi. rahibenin gözleri önce ayakkabılarına takıldı. Rugan stiletto'lar pırıl pırıldı!
+ ne güzel yani ayakkabılarınız çok güzel!
- Ah evet! dedi kadın. Prada, 700 euro! rahibe afallamış, kadına baktı.
+ 700 euro ?? ayakkabının fiyatı mı??? bir ayakkabıya bunca para verilir mi?
- yok canım, dedi kadın. Ben değil, dostum aldı bunları, hediye!
rahibe bu sefer kadını incelemeye başladı. Gerçekten çok şıktı.
+ elbiseniz de güzelmiş diye mırıldandı.
- Teşekkürler canım, o Chanel, tam 4000 euro; eder.
Rahibenin yüreği hopladı..
+ 4000 euro ??? bir elbiseye bu parayı mı verdiniz?
- Yok şekerim, bir gecelik macera yaşamıştım bir işadamıyla, ondan hediye!
yolculuk sona eriyordu. Manastıra yanaştı araba, rahibe inerken arabaya bakakaldı.
- Güzel di mi? dedi direksyondaki kadın. Bu da 165.000 euro!
+ n......nnasıl.....nasıl y..y..yani.....
- Hah hah ha. Şu haline bak!! şekerim, dur, heyecanlanma, ben verir miyim o parayı? İki gece önce şehrin ileri gelenlerinden dört kişiyle grup seks yapmıştık. Tabii ki onlar aldı!
Rahibe afallamış vaziyette manastıra attı kendini, geceye kadar da kendine gelemedi! Son dualar da okunup el ayak çekildikten sonra, odasında yatmaya hazırlanıyordu ki, kapı "tık" landı.
Fısıltıyla sordu rahibe:
+ Kim o??
- Benim, rahip Ernesto!
+ S.tir git ordan Ernesto! sıçmışım sana da, akide şekerlerine de!!!!


İmam ile Profesör sohbet ederken imam


İmam ile Profesör sohbet ederken imam,
-"hocam" demiş,
-"Profesör olmak için ne kadar okumak lazım?"





Profesör;
-"önce ilkokula gittim, 5 sene..."
İmam;
-"vah, vah..."
Profesör;
-"sonra ortaokula gittim, 3 sene..."
İmam;
-"vah, vah, vah..."
Profesör;
-"sonra liseye gittim, 3 sene..."
İmam;
-"vah, vah, vah, vah..."
Profesör imamın tavrını garipseyerek;
-"sonra üniversiteye gittim, 4 sene..."
İmam kafa sallayarak;
-"vah, vah, vah,vah, tüh, tüh..."
Profesör içinden la havle çekerek;
-"sonra lisansüstü aldım, 2 sene..."
İmam sağa sola vücudunu yatırarak dövünürken;
-"vah, vah, vah, vah, tüh,tüh..."
Profesör iyice kızmaya başlamış ama hissettirmeden;
-"sonra doktora aldım,3 sene..."
İmam artık kafa sallayıp dizlerini döverek;
-"vah, vah, vah, vah, tüh,tüh, hay allah, hay allah..."





Profesör artık dayanamamış sormuş;
-"Ya imam efendi" demiş, "ikide birde bana vah,vah,tüh,tüh deyip acıma ifadesi veriyorsun, sebebi ne bunun..."
İmam;
-"hocam" demiş,
-"ben sadece iki aylık kuran kursuna gittim beni düzmeyen kalmadı, sen
bunca yıl eğitim aldığını anlatırken, onu düşünüp dövünüyordum !!


Şili'nin ünlü



Şili'nin ünlü diktatörü Pinochet, bir gün kılık değiştirerek sinemaya gitmiş.
Kimse onu tanımamış.
Derken ışıklar sönmüş, film başlamış.
Esas filmden önce haberler gösterilirken perdeye diktatörün görüntüsü gelmiş.
Sinemadaki bütün seyirciler ayağa kalkıp alkışlamaya ve Pinochet lehine tezahürata başlamışlar.
Pinochet oturduğu koltukta memnun bir şekilde kaykılmış…
Keyfi yerinde, gururla perdeye bakıyormuş…
Yanındaki koltukta oturan adam eğilerek Pinochet'in kulağına şunları söylemiş:
“Aman beyefendi, salon gizli polis dolu.
Hepsi Pinochet'in köpekleri…
Böyle oturma. Ayağa kalk sen de alkışla…
Bu pezevenk için kendini astırmaya değmez!”


Cahit Sıtkı


Cahit
Sıtkı askerliğini yedeksubay olarak yapmak üzere birliğine gider.O
yıllarda yedeksubay sayısı az olduğundan her yedeksubaya emir eri
verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini
ister.Sırayla isimlere bakmaktadır bir isim dikkatini çeker.Abbas oğlu
Abbas..Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas..Talim
bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.Öğle saatlerinde kapı
çalınır.Karşısında civan mert yiğit biri selam çakıp;
-Abbas oğlu Abbas Emret komutatan!.. der..





Aralarında söyle bir konuşma geçer.
-Nerelisin?
-Memleket Mardin, kaza Midyat komutan
-Sen benim emir erim olurmusun?
-Sen bilir komutan!.






Askere eşyalarını toplamasını ister ve kendi evinin altındaki boş yere
taşınmasını ister.Zamanla askerin zekiliği sıcakkanlılığından
etkilenir.Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı'ya kahvaltı
hazırlar.Öğle yemeğini sormadan hazırlar.Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir
istek gelmeden düşünüp yerine getirir.Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı'nın
kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar..






Akşamları olunca Cahit Sıtkı'nın sevdiği yemek ve mezeleri
hazırlar..Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir
dostluk bağı oluşur.Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz
yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı..Zaman zaman karşısına alıp derleşir
ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda gizli şeyleri keşfeder..






Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar
Abbas..Araları ndaki duygu bağları güçlenir.Böyle bir keyf geçesi
akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;





-Sen İstanbul'u bilirmisin Abbas?
-Bilir komutanım..
-Orda bir Beşiktaş var bilirmisin?
-Bilir komutan!.Ben orda acemi birlikteydim. .
-Orda benim bir sevgilim var..Sen bana kaçırıp onu getirirmisin?
-Elbet komutan!





Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki..Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş traş olmuş hazırlanmış.Cahit Sıtkı sorar;
-Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?
-Ben istanbula gidecek komutan!..
-Ne yapacaksın sen İstanbulda?
-Sen söyledi bana..Ben gidecek sana Sevgiliyi getirecek!..






Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp
kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı..Fakat bu mert askerin, yüreği
sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır..






Akşam olur..Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbası karşısına
oturtur..Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme
döker!......





Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber Sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.





Cahit Sıtkı TARANCI


Temel nişanlısı...



Temel nişanlısı Fadime ile fındık tarlalarını geziyormuş.
- "Bak Fadime" demiş, "bütün bu tarlalar benim. Ama bir tanecik fındık koparırsan, seni oraya yatırırım ona göre"..!
Bunu duyan Fadime'nin gözleri parlamış, hemen koşup bir tane fındık kopartmış.
Temel sözünün eri ya, Fadime'yi fındık ağacının altına yatırmış. Bu
cezadan memnun kalan Fadime, üstünü başını toparlayıp, ayağa kalkar
kalkmaz bir fındık daha kopartmış. Temel bir kez daha... Bir fındık
daha...
Temel 5. fındıktan sonra, perişan ayağa kalkmış. Bitkin bir halde Fadime'ye dönüp:
- "Bak Fadime" demiş, eliyle tarlalari göstererek:
- "Burdan sonrası Fiskobirliğin


TÜRK ORDUSU NEDİR BİL.........


1. Diyanet'in dışında imam kadrosu olan tek kuruluştur. Ordu ordugâhı içinde camisi olan birlik çoktur.
2. Türkiye'ye süper mağazacılığı öğreten ve yurdun en ücra köşelerine
kadar bu hizmeti verendir. Ordu Pazarları'nı yar etmediler.
3. Sosyal hakkı en güzel veren yürüten ve kollayandır.
4. Ordu Yardımlaşma; birikmiş parasını Türk sanayisine hizmet için
verendir. Renault otomobil ve diğerleri... Hiçbir kamu kuruluşu personel
parasıyla bunu yapmamıştır.
5. Milli Eğitim Bakanlığı'yla yarışacak kadar okuma¬yazma öğretmiştir. 'Ali Okulları'. Burdur Er Eğitim Tugayı en ünlüsü...
6. Orman İdaresi'nden çok ağaç dikmiştir; birisi bile yanmamıştır.
7. İlk ehliyet alanların tümü askerde araç sürmeyi öğrenmiştir. Ordudaki Ulaştırma Birliği, dünyanın en büyük sürücü kursudur.
8. Oto bakımı ve tamirini bu millet 'Ordu Donatım'larda ve kademelerde öğrenmiştir.
9. Ayakla çiğnemeden ekmek yapmayı fırınlara Ordu Ekmek Bölükleri öğretmiştir.
10. En çok terziyi ordu dikimevleri yetiştirmiştir.
11. Eğlenmeyi, tatil yapmayı, yaşamayı bu milete orduevleri ve kampları
öğretmiştir. Oysa her kuruluşun kampı ve sosyal tesisleri ve
misafirhaneleri vardır ama yaşatamamışlardır.
12. Türkiye 'çok acil'i kullanırken ordu 'ivedi'yi kullanacak kadar Türkçesine sahiptir ve yaşatanıdır.
13. Türk ordusu silah ve cephane demek değildir sadece... Tüm yaşam araç ve gereçleri için vazgeçilmez dev bir kuruluştur.
14. Çoğu kitaplarda taharetin küçük taşlarla yapılması anlatılır. Er
eğitim tugaylarındaki tüm tuvaletler bu yüzden tıkanırdı. Bu ordu
milletine taharetlenmeyi öğretmiştir. Burdur Er Eğitim Tugayı'nda usta
erlere tuvalet nöbeti tutturup da cebinde taşla helaya girmesinler diye
alınan tedbirleri denetleyen biri olarak biliyorum.
15. Etek ve koltuk altı temizliğinin kontrol edilip öğretildiği yerdir ordu...
16. ABD'nin sadece Vietnam'da, Fransa'nın sadece Cezayir'de, Rusların
sadece Katyn'de (Polonya) katlettiklerinin binde biri Türk ordusunun
şerefli tarihinde yoktur.
17. Bunların hepsi bir yana; dostu düşmanı bilir ki ordunun bir diğer adı 'Muhammed'in Ocağı'dır.
Bütün bu saldırılar bu mükemmelliğedir. Bütün bunlar bu güzellikler
toplamına olan kıskançlıktır. 'Askerde adam olmak' sözünün, Anadolu'nun
dilinden kazınamaması bu yüzdendir.





PROF. Dr. Yaşar Nuri Öztürk hocanın Türk ordusu ile ilgili tespitleri


Meksika ve El Salvador


Meksika
ve El Salvador’da yaşayan Nahua yerlilerine ait bir dua bu”.Öyle
özgürleştirici, öyle güzel bir metin ki Türkçe’si de böyleymiş:





Annemi ve babamı; bilmeyerek yaptıkları hataların sorumluluğundan ve suçluluğundan azat ediyorum…
Çocuklarımı, beni gururlandırmaları gereği inancından azat ediyorum ki;
sadece kendi kalplerinin onlara seslendiği yöne doğru rahatlıkla
gidebilsinler.
Eşimi; beni tamamlaması mecburiyetinden azat
ediyorum. Ben eksik değilim; çevremdeki her canlıdan, her an yeni bir
şey öğreniyorum.
Ailemin atalarına ve büyük ebeveynlerime; benim şu
anda hayatta olmamı sağlayacak şekilde var oldukları için teşekkür
ediyorum. Onları geçmiş hatalarından, tamamlanmamış arzularından azat
ediyorum. Her birinin, zamanın ve koşulların gerektirdiği en doğru
şekilde davranmaya gayret ettiğinin farkındayım. Onları seviyor ve
onurlandırıyorum.
Kimseden saklayacak bir şeyim olmadığı gibi kimseye bir borcum da yok. Kendim, olduğum gibiyim.
Kalbimin bilgeliğini izleyerek ve kendime dürüst olarak yaşam yolumu
yürürken huzurumu ve mutluluğumu gölgeleyebilecek olan görünen ya da
görünmeyen tüm bağların sorumluluklarından kendimi azat ediyorum.
Kendi huzurum ve mutluluğum yegâne sorumluluğumdur.
Ötekilerin beklentilerini karşılamak üzere yüklendiğim tüm rollerimi bırakıyorum.
Kendimi onaylıyorum ve kendime saygı duyuyorum.
Benim ve senin içimizdeki yüceliği selamlıyorum ve hatırlatıyorum: Biz özgürüz.”


1 Mart 2019 Cuma

Newyorkta


Newyorkta ikiz kuleler yıkılmadan önce bir adamla bir kadın kulelerin tepesinde akşam yemeği yiyorlarmış. Romantik bir yer,
ortam süper, Newyork acayip güzel, kemancılar, yemek... her şey süper... kadın mest... başlamışlar muhabbete.. adam konuştukça kadın hayran, adam konuştukça kadın hayran.. adam en sonunda konuyu yatağa getirmiş:
-Yatalım mı?? demiş..
Kadın, birden ayağa kalkmış;
-Lanet olsun size, bütün erkekler aynısınız.. aklınız fikriniz yatakta deyip kendini camdan aşağıya atmış..
65. katta bir İngiliz camı açmış hava alıyor.. bi bakmış ki kadın düşüyor.. kadını belinden yakalamış..;





-Napıyorsun?? demiş.. Kadın ağlamaklı;
-Yaşamak istemiyorum.. demiş.. İngiliz;
-Olur mu hiç, hayat güzel, bak, seninle Londraya gideriz..





Kadın;
-eee sonra? demiş..
İngiliz;
-Orada benim şatom var
- eeee sonra??
-Atlara bineriz, av partilerine katılırız..
-eee, sonra?
-en güzel viskileri içeriz





- sonra??





-Şöminemizin karşısına geçeriz..
-eee??
- sonra da yatarız .. demiş İngiliz..
Kadın yeniden ağlamaya başlamış;





-Allah kahretsin, bütün erkekler aynısınız,lanet olsun, aklınız fikriniz yatakta, demiş ve atmış kendini camdan aşağı..
45. katta bir Fransız balkonda hava alıyor.. bi bakmış kadının biri düşüyor,





hemen kadını belinden yakalamış;
-Napıyorsun? demiş..
Kadın ağlamaklı;
-nefret ediyorum, yaşamak istemiyorum, hayat çok kötü.. demiş..
Fransız;





-olur mu.. hayat çok güzel.. seninle Parise gideriz..
-eee, sonra??
-cafelerde otururuz..
-ee, sonra?? demiş kadın..
-şanzelizede otururuz..
- sonra??





-en güzel yemekleri yeriz.. en güzel şarapları içeriz..
-eee??
-sonra, müzeleri gezeriz, elele tutuşup Eyfele çıkarız..
-eee,sonra?? demiş kadın..
-ordan benim çiftliğime geçeriz..





-eee,sonra??
-yıllanmış bi şarap açarız..
-sonra??
-şarabımızı içeriz..
-eee??





-sonra da yatarız.. demiş Fransız..
kadın yine ağlamaya başlamış;





-lanet olsun size.. bütün erkekler aynısınız, aklınız fikriniz yatakta, deyip





kendini tekrar camdan aşağıya atmış...
18.katta Temel balkonda hava alıyor... bi bakmış kadının biri düşüyor..





yakalamış belinden hemen;
- ne ediysun?? demiş..
kadın ağlamaklı;





-yaşamak istemiyorum.. demiş..
Temel;





-olur mu, hayat çok güzel daa.. demiş..
-seninle Rizeye gideriz..
-ee, sonra??





-ee,





- çay toplaruk..
-ee, sonra??
-yaylaya çıkaruk..
-ee, sonra??
-ee, horon teperuk..
-ee,sonra??
-baktuk sıkılduk,deniz kenarına ineruk..
-ee,sonra??
-denize açıluruk..
-ee,sonra??





-ee, hamsi tutaruk..





-ee, sonra??
-hamsi tava yeruk..
-ee,sonra??
-hamsi buğlama yeruk..
-ee,sonra?
-hamsikoli yeruk..
-ee,sonra??
-hamsili pilav yeruk..
-ee,sonra





-hamsi çorbası içeruk..
-ee,sonra??
-hamsi reçelu yeruk..
-ee,sonra??
-hamsili ekmek yeruk...
-ee,sonra??
-hamsi çorbası içeruk..
- eeee, yani yatmıycak mıyız..? demiş kadın.
Temel kadına bakmış;





-Orospii!!! demiş, atmış kadını aşağıya..


BÖYLEDE ŞİİR YAZILIR MI....


HESAPLAR BENDEN
Usta bana iki yürek arası
Biraz sevda sarıver
Ama, içinde acı olmasın.
Sosunu da mutluluktan sürüver
Tadı damağımda kalsın.
Yanına bir şişe de şarap aç
İstemem çerez falan
Mezesi şiir olsun.

Aşk Cemal Süreya ’dan
Özgürlük Nazım ’dan olsun.
Savursun küfürleri Can Baba
Kötülerin gelmişine geçmişine..
Ataol Behramoğlu
"Ne çok hain var" desin bu ülkede.
Ve Orhan Veli,
İstanbul ’u anlatsın bize
Gözleri kapalı ..
Özdemir Asaf ’ı da unutma ha..
Anahtar onda.
Sonra kalırız dışarda.

Şükrü Erbaş’ı, Abbas Sayar’ı
Rıfat Ilgaz’ı ,Ahmet Arif ’i
Hele de
Hasan Hüseyin,
Olmazsa olmazıdır
Kavganın direnişin.
Sevdiğim bütün şairleri istiyorum
Bu gece.
İçelim birlikte şiirin şerefine
İşte o demde,
Değmeyin benim keyfime.
Ve en güzel şarkılar,
Eşlik etsin arka fondan
İçinde ayrılık hasret olmayan.

Gel otur yanıma usta
Yalnız gitmez bu meret
Kendine de söylemeyi unutma
Kafamız güzel olunca,
Güler ağlarız birlikte.
Bitince gece,
Sızarız bir köşede.
Ama itiraz istemem
Bütün hesaplar benden...

-MELAHAT ÇETİNKAYA