Sayfalar
- Ana Sayfa
- Potrem
- C.Borandağ Kimdir?
- Bozlar
- 46 AYNEN MARAŞ
- AQ Biriç
- Asker Oldum Piyade
- TKY
- Bir Şiirdir Yaşamak
- Fıkralar
- Kendini Yönetme İlt.
- Küçük Asker
- Türk Mutfağı
- Sözler Düşünceler
- Bir Şiirsin Sen
- Mehmetcik
- Pazarcık
- Nurhak
- Düşünüyorum O Halde Gülüyorum
- Bir Subayın Anatomisi
- Devrim Günlerinde Aşk
- Küçük Paris
- Çanakkale Geçilmez 1915
- Düşüncelerin Kaynağı
- Cem
- Sarıkamış
- Ulusal Kurtulus Savaşı
9 Eylül 2019 Pazartesi
KOCATEPE’DE BİR BAŞKOMUTAN İLE BİR MEHMETÇİK....
Mustafa Kemal anlatıyor; “O gün (26 Ağustos) sabaha karşı şöyle bir dışarı çıktım. Bir Mehmetçik bir mekkare arabasını şarkı söyleyerek sürüyordu. Beni görünce sustu, derhal toparlandı. Pek neşeli göründüğünü söyledim ve sebebini sordum. “Ne bileyim Paşam” dedi, “İçimden geliyor, Hani bugün harp bitecekmiş gibi geliyor içime….” Sonra harbin bitmesini yanlış anlamamdan korkarak hemen şu sözleri ilave etti; “Düşmanı denize dökeceğiz tabii!.....” O vakit, benden ona yani Başkomutandan son nefere kadar hepimizin aynı duygularla sihirlenmiş olduğumuzu anladım. İnanır mısınız neferin sözleri, benim maneviyatıma çok tesir etmişti.”
Yaklaşık olarak 60 küsür yıl öncesinde
Yaklaşık olarak 60 küsür yıl öncesinde, 1950’li yıllarda İstanbul’da
Bire bir yaşanmış olan hikayemiz
bir belediye otobüsünde geçer.
Otobüs tam Eminönü durağına gelmiş ve kapılarını açacakken bir kadının “Sakın kapıları açma, cüzdanım çalındı, otobüste hırsız var” şeklinde canhıraş sesi duyulur.
Kadın ısrarcıdır ve bağırmaya devam eder. Bunun üzerine şoför kapıları açmaz ve yerinden kalkarak kadına “otobüste çalındığına emin misin? Çantanı kontrol et!” der..
Bire bir yaşanmış olan hikayemiz
bir belediye otobüsünde geçer.
Otobüs tam Eminönü durağına gelmiş ve kapılarını açacakken bir kadının “Sakın kapıları açma, cüzdanım çalındı, otobüste hırsız var” şeklinde canhıraş sesi duyulur.
Kadın ısrarcıdır ve bağırmaya devam eder. Bunun üzerine şoför kapıları açmaz ve yerinden kalkarak kadına “otobüste çalındığına emin misin? Çantanı kontrol et!” der..
Kadın: “biraz önce biletimi almak için cüzdanımı çıkarmıştım, daha sonra
yerine koydum ama şimdi yok” diye cevap verir. Şoför bunun üzerine
hiddetlenerek “kimse kıpırdamasın herkesin üzerini arayacağım” der..
Şoför önden biletçi arkadan başlayarak yolcuları tek tek aramaya başlarlar. Herkes aranmış yalnız bir kişi kalmıştır. Henüz aranmayan yolcu binbaşı rütbesinde resmi üniformalı bir kara subayıdır. Üzerinde de haki renkli kalın paltosu vardır..
Şoför “Binbaşımı aramaya lüzum yok, bir Türk subayını hırsızlık şüphesi ile asla aramam, cüzdan bulunamadı” diyerek kapıları açmak için yerine doğru yönelir.
Tam bu sırada Binbaşının kendinden emin davudi sesi duyulur;
“Beni de arayacaksınız, töhmet altında kalmak istemiyorum.” der.
Şoför aramak istemez ama Binbaşının ısrarı karşısında mecbur kalır. Tam elini Binbaşının paltosunun cebine sokarken “hayır arama, ben çaldım!” diyen biraz hırpani giyimli bir adam çıkar..
Ve adam: “cüzdanını çaldığım kadın bağırınca korktum, aranabileceğimi düşünerek cüzdanı, aranmayacağını bildiğim hemen yanımda bulunan Binbaşının paltosunun cebine bıraktım Fakat bir Türk subayının hırsızlıktan suçlanmasına gönlüm razı değil. Yankesiciyim, hırsızım ama vicdansız değil!” diyerek başını önüne eğer..
Sonuç olarak Yazının sonuna gelirken şunu özellikle eklemek istiyorum;
Gözbebeği ordumuzun suçsuz generalleri, suçsuz subayları daha nice bir çok suçsuz ordu mensubu komutanlarımıza türlü türlü iftiralar atıldı yıllar önce, terörist diye yargılananlar oldu.
Zindanlarda çürütüldü.. hepsinin hayatı, çoluğu çocuğu per perişan edildi. Sustunuz.
Gururlu, Onurlu adamlardı..
Kimi gururuna yediremedi hayatına son verdi.. kimi uğradığı haksızlıklara dayanamayıp kanser oldu günden güne eridi.. hayatında üniformasına ettiği yeminden bir gün olsun dönmemiş insanlardı onlar..
¥
tüm bunları görüp izleyip gıkı çıkmayan insanlara ithafendir bu yazı..
60 yıl önceki haysiyet sahibi hırsızın bile yaptığını yapamayıp; günümüzde suçsuz insanların uğradığı haksızlıkları susarak izleyen vicdansızlara ithafendir bu yazı..
Şoför önden biletçi arkadan başlayarak yolcuları tek tek aramaya başlarlar. Herkes aranmış yalnız bir kişi kalmıştır. Henüz aranmayan yolcu binbaşı rütbesinde resmi üniformalı bir kara subayıdır. Üzerinde de haki renkli kalın paltosu vardır..
Şoför “Binbaşımı aramaya lüzum yok, bir Türk subayını hırsızlık şüphesi ile asla aramam, cüzdan bulunamadı” diyerek kapıları açmak için yerine doğru yönelir.
Tam bu sırada Binbaşının kendinden emin davudi sesi duyulur;
“Beni de arayacaksınız, töhmet altında kalmak istemiyorum.” der.
Şoför aramak istemez ama Binbaşının ısrarı karşısında mecbur kalır. Tam elini Binbaşının paltosunun cebine sokarken “hayır arama, ben çaldım!” diyen biraz hırpani giyimli bir adam çıkar..
Ve adam: “cüzdanını çaldığım kadın bağırınca korktum, aranabileceğimi düşünerek cüzdanı, aranmayacağını bildiğim hemen yanımda bulunan Binbaşının paltosunun cebine bıraktım Fakat bir Türk subayının hırsızlıktan suçlanmasına gönlüm razı değil. Yankesiciyim, hırsızım ama vicdansız değil!” diyerek başını önüne eğer..
Sonuç olarak Yazının sonuna gelirken şunu özellikle eklemek istiyorum;
Gözbebeği ordumuzun suçsuz generalleri, suçsuz subayları daha nice bir çok suçsuz ordu mensubu komutanlarımıza türlü türlü iftiralar atıldı yıllar önce, terörist diye yargılananlar oldu.
Zindanlarda çürütüldü.. hepsinin hayatı, çoluğu çocuğu per perişan edildi. Sustunuz.
Gururlu, Onurlu adamlardı..
Kimi gururuna yediremedi hayatına son verdi.. kimi uğradığı haksızlıklara dayanamayıp kanser oldu günden güne eridi.. hayatında üniformasına ettiği yeminden bir gün olsun dönmemiş insanlardı onlar..
¥
tüm bunları görüp izleyip gıkı çıkmayan insanlara ithafendir bu yazı..
60 yıl önceki haysiyet sahibi hırsızın bile yaptığını yapamayıp; günümüzde suçsuz insanların uğradığı haksızlıkları susarak izleyen vicdansızlara ithafendir bu yazı..
Benim hayatım kolay
"Benim hayatım kolay oldu. 3 üniversiteye gittim, 23 yaşında mezun
oldum. Beyazım, Alman'ım, zengin bir ülkede ve doğru pasaportla doğdum.
Bunu fark ettiğimde, benimle aynı fırsatlara sahip olmayanlara yardım etmenin ahlaki zorunluluğunu hissettim."
Carola Rackete
.....
Akdeniz'de mültecileri kurtaran Alman kaptan, Paris'in verdiği ödülü reddetti: "Kimin ‘kahraman’ kimin ‘yasadışı’ olduğuna karar verecek otoritelere ihtiyacımız yok."
.....
Akdeniz'de mültecileri kurtaran Alman kaptan, Paris'in verdiği ödülü reddetti: "Kimin ‘kahraman’ kimin ‘yasadışı’ olduğuna karar verecek otoritelere ihtiyacımız yok."
Mimar Sinan Selimiye
Mimar
Sinan Selimiye camii'nin kubbesini o genişliğe oturtmak için 13
bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı
beşinci bir işlem oluşturarak çözmüştür.
Ayrıca minarelerin serefelerine çıkanların yolda birbirlerini
görmemeleri ise büyük bir bir dehanin ürünüdür. Almanlar aynı sistemi
meclislerinin önündeki dev kürede kullanmışlardır Mimar Sinan ise bu
sistemi 2 metre çapındaki minarelere yüzyıllar önce monte edebilecek bir
dehadir.Almanların dehası ise, o kopya metale Selimiye'den daha fazla
turist çekebilmelerindedir.
Selimiye camisisinin zemini gevşek topraktır bu nedenle minarelerinin
yakın zamanda yıkılacağı düşünülmüş uluslararası bir grup mühendis
toplanıp camiiyi sağlama alma üzere incelemelerde bulunulmuş ve son
olarak en son teknoloji olan meetal kelepçelerle minarelerin temellerini
sabitlemenin en iyi çözüm olduğuna karar vermişlerdir. Minarelerin
temellerini açınca, koymayı düşündükkleri kelepçelerin aynıları ile
karşılaşmışlardır. Mimar Sinan yüzyıllar önce aynı şeyi düşünmüş,
yapmış bir şahsiyettir.
Ayrıca 1950lerde bir grup Japon mühendis Türkiye'de mevcut tarihi eserleri incelemek için izin alır sıra Selimiyeye geldiğinde ondan sonraki tüm incelemeleri iptal ederler ve kalan tüm zamanı bu camiiye ayırırlar çünkü camii bambaşka, bilinmeyen sistemlere sahiptir. Uzun süre incelemelerin sonucunda caminin altında mevcut raylı sistemi keşfederler bu sistem sayesinde o zayıf toprakta yapı ayakta kalabiliyor ve herhangi bir sarsıntıda 5 derece dolaylarında esneyebiliyordu bu şekilde yapı en ufak zarar görmüyordu. Bu sistemi keşfeden Japonlar ülkelerine döndüklerinde aynı sistemi gökdelenlerde uygulamaya başlarlar ve gökdelenlerin güvenliği,sağlamlığı katbe kat arttırılmış olur. Sonuç olarak bugün tüm dünyada gökdelenlerde bu sistem uygulanmaktadır.
Türk mimari tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan Mimar Sinan, Kayseri’nin Ağırnas Köyü’ndendir.
15
Ayrıca 1950lerde bir grup Japon mühendis Türkiye'de mevcut tarihi eserleri incelemek için izin alır sıra Selimiyeye geldiğinde ondan sonraki tüm incelemeleri iptal ederler ve kalan tüm zamanı bu camiiye ayırırlar çünkü camii bambaşka, bilinmeyen sistemlere sahiptir. Uzun süre incelemelerin sonucunda caminin altında mevcut raylı sistemi keşfederler bu sistem sayesinde o zayıf toprakta yapı ayakta kalabiliyor ve herhangi bir sarsıntıda 5 derece dolaylarında esneyebiliyordu bu şekilde yapı en ufak zarar görmüyordu. Bu sistemi keşfeden Japonlar ülkelerine döndüklerinde aynı sistemi gökdelenlerde uygulamaya başlarlar ve gökdelenlerin güvenliği,sağlamlığı katbe kat arttırılmış olur. Sonuç olarak bugün tüm dünyada gökdelenlerde bu sistem uygulanmaktadır.
Türk mimari tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan Mimar Sinan, Kayseri’nin Ağırnas Köyü’ndendir.
GÖÇMEN KIZIYIM BEN
12 yasin da gelin çiçeği değil kalem tutmayı öğrettiler bana.
Kuzen kardeştir eş olunmaz 7 kuşak bakılır bizde komşu çoçuğu da kardeştir beraber büyüdüğünden eş olmaz kalbin düşmesin denildi sürekli...
Çok çocuk değil bakabildiğin kadar çocuk dediler ziyan olmasın hayatlar
Erkek çocuk değil kız daha kiymetlidir evlenene kadar ailesine ALLAH'IN emanetidir
9 yasina gelince başörtü takmak zorunda değilsin içinde uhde kalmasın hiç diye evlenene kadar dilediğini yaşa koca evinde ne yaşarsin karışılmaz
Boşanmak ayıp günah değildir kimin ne dediğine bakilmaz olmuyorsa zorlama derler gelinlikle girdin kefenle çıkarsın lafi yoktur.
SIĞINTI demezler kaldığın yerden devam edersin hayatına hiç bir şey olmamış gibi
Evden kaçan kız (yok denecek kadar azdir) ama asla infazı verilmez sarılır sarmalanır daha iyi korunur
Düğünlerde saga sola bakma denilmez gönlünce eğlen denilir en iyi kuaförlere gidilir
Nereye giderse gitsin nasıl yaşarsa yaşasın yalan söylemez göçmen insanı göz önünde yaşar her şeyi ama asla namusuna laf getirmez.
Kuzen kardeştir eş olunmaz 7 kuşak bakılır bizde komşu çoçuğu da kardeştir beraber büyüdüğünden eş olmaz kalbin düşmesin denildi sürekli...
Çok çocuk değil bakabildiğin kadar çocuk dediler ziyan olmasın hayatlar
Erkek çocuk değil kız daha kiymetlidir evlenene kadar ailesine ALLAH'IN emanetidir
9 yasina gelince başörtü takmak zorunda değilsin içinde uhde kalmasın hiç diye evlenene kadar dilediğini yaşa koca evinde ne yaşarsin karışılmaz
Boşanmak ayıp günah değildir kimin ne dediğine bakilmaz olmuyorsa zorlama derler gelinlikle girdin kefenle çıkarsın lafi yoktur.
SIĞINTI demezler kaldığın yerden devam edersin hayatına hiç bir şey olmamış gibi
Evden kaçan kız (yok denecek kadar azdir) ama asla infazı verilmez sarılır sarmalanır daha iyi korunur
Düğünlerde saga sola bakma denilmez gönlünce eğlen denilir en iyi kuaförlere gidilir
Nereye giderse gitsin nasıl yaşarsa yaşasın yalan söylemez göçmen insanı göz önünde yaşar her şeyi ama asla namusuna laf getirmez.
Annem 13 yasinda evlendirilmiş
Annem 13 yasinda evlendirilmis. "Ahırda yeni doğmus buzağıyla oynuyordum. Alninda bir tutam saç vardi
hic unutmuyorum... kemik taragini calmistim yengemin. Buzaginin
saclarini tariyordum." Abim geldi bir kufur etti sonra ensemden tuttu.
Koca kadin oldun oyun mu oynuyorsun hala? Yuru seni verdik. Dedi.
Verilecek birsey miydim ben? Yengemden taragini istesem vermezdi. Ben
neden bu kadar kolay verildim...?"
30 koyun.1 hamile At.. 11 Reşadiye karsiligi verilmiş.. anneannemin tek kizi ustelik 8 erkekten sonra... 7 yasina kadar emzirdigi kizi. Eski ford minibuse bindirdiklerinde aklinda kalan tek sey arabanin onune süsledikleri oyuncak bebekmis. Donup arkaya baktiginda yerde baygin annesini gormus.. 11 kisilik bir ailenin en buyuk oglu ile evlenmis. Buyuk derken lise 2 ogrencisi. Kazanla yemek pisermis. Derki:"benle gorumcem kazana girip denizcilik oynardik. Bursada deniz var uzerinde gemiler var diye uzerinede hayal gucumden ekleyerek tuhaf hikayeler anlatirdim benden kucuk gorumcelerime" bir suc islense evde sira dayagindan gecermis. Cocuklar bardak kirdi onuda doverlermis.. evdeki kucuk bebeler ona anne dermis.. cok sevinirmis. Evcilik oynadigini dusunurmus. Karni buyurmus... karninda birsey varmis... Demet ablam. Sonra 6 aylikken kucaginda bir burun deliginden süt degerinden kan gelen ardindan "cok sukur uyudu" dedigi ama hic uyanmayacak olan mavis kizi Demet.
Yaş 14. Artik farkinda Bir evlat ve bir cocukluk kaybettiginin. Yas 15. Artik farkinda tekrar hamile oldugunun ve bakimsizliktan bobreklerini kaybetme raddesine geldiginin. Yas 16. Artik farkinda cılız ve surekli hasta bir kizinin oldugunun. Adı özlem. Cunku kocasi asker cekiyor dibine kadar özlem. Ve karninda ben. Yas 18. Dizinde Ben.. gögsunde Özlem... bu da kız.. beceriksiz. Hem beceriksiz hem hastalikli... baba evine birak gel denilerek biniyor trene babamla. O gunden sonra ne babam birakiyor annemi nede bursa onlari. Ilk is hastaneye gitmek. Doktor kiziyor babama "ölduruyosunuz sonra can ver diyorsunuz. Ben ne yapayim bu cocuga simdi bobrekleri sirf iltihap?" Babam cikariyor askerlik kagidini. 4 gun once terhisim. Bilmiyordum diyor... sonra Umut doguyor sonra yeni bir yasam basliyor umudumuz olsun diye. Mavis umut. Tıpkı demet ablasi. Yaş 22. Insan annesinin 22 yasini hatirlar mi? Ben hatirliyorum. Karni burnunda. Karninda Fatih var. Siyah uzun saclarini yemyesil gozlerini. Sonra o ciliz yesil gozlu ozlem cok hastalaniyor. Doktor demis bu daha anne karninda hastaymis. Kronik bobrek yetmezligi.. bitmek bilmeyen diyaliz seanslari. Annem cok vakur durdu. Icten curudu. Cocuk bedenine yuklenen agirliklar 46 yasinda bir kalp krizi ile patlak verdi. Kalbin çatlamis demisti doktoru hic unutmuyorum. Kalp kapakciklari degisti.
Ama çocuk gelinler hala degismedi.. hala va
30 koyun.1 hamile At.. 11 Reşadiye karsiligi verilmiş.. anneannemin tek kizi ustelik 8 erkekten sonra... 7 yasina kadar emzirdigi kizi. Eski ford minibuse bindirdiklerinde aklinda kalan tek sey arabanin onune süsledikleri oyuncak bebekmis. Donup arkaya baktiginda yerde baygin annesini gormus.. 11 kisilik bir ailenin en buyuk oglu ile evlenmis. Buyuk derken lise 2 ogrencisi. Kazanla yemek pisermis. Derki:"benle gorumcem kazana girip denizcilik oynardik. Bursada deniz var uzerinde gemiler var diye uzerinede hayal gucumden ekleyerek tuhaf hikayeler anlatirdim benden kucuk gorumcelerime" bir suc islense evde sira dayagindan gecermis. Cocuklar bardak kirdi onuda doverlermis.. evdeki kucuk bebeler ona anne dermis.. cok sevinirmis. Evcilik oynadigini dusunurmus. Karni buyurmus... karninda birsey varmis... Demet ablam. Sonra 6 aylikken kucaginda bir burun deliginden süt degerinden kan gelen ardindan "cok sukur uyudu" dedigi ama hic uyanmayacak olan mavis kizi Demet.
Yaş 14. Artik farkinda Bir evlat ve bir cocukluk kaybettiginin. Yas 15. Artik farkinda tekrar hamile oldugunun ve bakimsizliktan bobreklerini kaybetme raddesine geldiginin. Yas 16. Artik farkinda cılız ve surekli hasta bir kizinin oldugunun. Adı özlem. Cunku kocasi asker cekiyor dibine kadar özlem. Ve karninda ben. Yas 18. Dizinde Ben.. gögsunde Özlem... bu da kız.. beceriksiz. Hem beceriksiz hem hastalikli... baba evine birak gel denilerek biniyor trene babamla. O gunden sonra ne babam birakiyor annemi nede bursa onlari. Ilk is hastaneye gitmek. Doktor kiziyor babama "ölduruyosunuz sonra can ver diyorsunuz. Ben ne yapayim bu cocuga simdi bobrekleri sirf iltihap?" Babam cikariyor askerlik kagidini. 4 gun once terhisim. Bilmiyordum diyor... sonra Umut doguyor sonra yeni bir yasam basliyor umudumuz olsun diye. Mavis umut. Tıpkı demet ablasi. Yaş 22. Insan annesinin 22 yasini hatirlar mi? Ben hatirliyorum. Karni burnunda. Karninda Fatih var. Siyah uzun saclarini yemyesil gozlerini. Sonra o ciliz yesil gozlu ozlem cok hastalaniyor. Doktor demis bu daha anne karninda hastaymis. Kronik bobrek yetmezligi.. bitmek bilmeyen diyaliz seanslari. Annem cok vakur durdu. Icten curudu. Cocuk bedenine yuklenen agirliklar 46 yasinda bir kalp krizi ile patlak verdi. Kalbin çatlamis demisti doktoru hic unutmuyorum. Kalp kapakciklari degisti.
Ama çocuk gelinler hala degismedi.. hala va
Ferruhru Parsa
8 Mayıs 1980'de İran'da idam edilen doktor Ferruhru Parsa'nın idam edilmeden önce hapisanede yazdığı son mektubundan:
"Ben bir doktorum, bu yüzden ölümden korkmuyorum ve ölüm sadece bir an uzaktır, ölümden öte yol yoktur ve ben zorla kara çarşaf altında utanç içinde yaşamaktansa ölüme kollarımı açarım. Yarım yüzyılı aşkın bir süredir erkeklerle kadınlar arasındaki eşitlik uğruna savaştığım için pişmanlık duymamı bekleyenlere boyun eğmeyeceğim. Şimdi hiç kimsenin önünde diz çökmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim! Ben kara çarşaf giyecek ve tarihte geri adım atacak değilim."
Kaynak: “A Woman for All Seasons: In Memory of Farrokhrou Parsa” by Ardavan Bahrami, Iranian.com, May 9, 2005
"Ben bir doktorum, bu yüzden ölümden korkmuyorum ve ölüm sadece bir an uzaktır, ölümden öte yol yoktur ve ben zorla kara çarşaf altında utanç içinde yaşamaktansa ölüme kollarımı açarım. Yarım yüzyılı aşkın bir süredir erkeklerle kadınlar arasındaki eşitlik uğruna savaştığım için pişmanlık duymamı bekleyenlere boyun eğmeyeceğim. Şimdi hiç kimsenin önünde diz çökmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim! Ben kara çarşaf giyecek ve tarihte geri adım atacak değilim."
Kaynak: “A Woman for All Seasons: In Memory of Farrokhrou Parsa” by Ardavan Bahrami, Iranian.com, May 9, 2005
Hayatında hiç Türkiye'ye gelmemiş
Hayatında hiç Türkiye'ye gelmemiş, Amerikalı bir psikiyatri profesörü,
Adı Arnold Ludwig, bir kitap yazıyor. Adı "Dağın Kralı" King of te
Mountain" Dünyada ülke yönetmiş politikacılarla ilgili bu kitap, 20. Yüzyıl'da dünya liderleri ile ilgili bir seri araştırmayı kapsıyor...
Bu çalışması 18 yıl sürüyor. Dünyadaki tüm liderler arasında 2000 kişi değerlendiriliyor.Örneğin, en çok Roosvelt ve Mao 30'ar puan almışken, Nehru'ya 25, Churchill'e 22, Kennedy'ye 15 puan veriliyor. Sadece bir tek lider 31 puanla ilk sırayı alıyor.
Bu kapsamlı araştırma sonunda öne çıkan 377 devlet adamı belli ölçütlere göre tekrar değerlendiriliyor. Öne çıkan liderlerin hepsine aynı olmak üzere 200 kadar değişik kıstas uygulanıyor.
Bu kıstaslara göre 1'den 31'e kadar değişen puanlar verilip değerlendiriliyor. Uygulanan testin tam adı “Political Greatness Scale” olarak tanımlanıyor ve buna göre sıralama yapılıyor.
Bu lider “Visionary” (ileriyi gören, öngörülü, büyük görüş gücü olan) sıfatıyla, 20. Yüzyıl'ın en büyük devlet adamı unvanına layık görülüyor. Evet, işte o lider devlet adamı "Mustafa Kemal Atatürk'tür."
Mektubu bize yazan Prof. Vural Cengiz;“En ilginç olan husus, yazılı ve görüntülü Türk medyasının bu haberi hak ettiği gibi duyurmamış olması” diyor ve ekliyor: “Türk halkı, gurur duyduğu Ata'sı hakkındaki bu güzel haberden mahrum bırakıldı.
Bizlerin ilk görevi insanlarımızdan gizlenen bu gerçek bilgileri tüm millete iletmek. Saygıyla.” Prof. Vural Cengiz, Atatürkçü Bilim Adamları Derneği
Bu çalışması 18 yıl sürüyor. Dünyadaki tüm liderler arasında 2000 kişi değerlendiriliyor.Örneğin, en çok Roosvelt ve Mao 30'ar puan almışken, Nehru'ya 25, Churchill'e 22, Kennedy'ye 15 puan veriliyor. Sadece bir tek lider 31 puanla ilk sırayı alıyor.
Bu kapsamlı araştırma sonunda öne çıkan 377 devlet adamı belli ölçütlere göre tekrar değerlendiriliyor. Öne çıkan liderlerin hepsine aynı olmak üzere 200 kadar değişik kıstas uygulanıyor.
Bu kıstaslara göre 1'den 31'e kadar değişen puanlar verilip değerlendiriliyor. Uygulanan testin tam adı “Political Greatness Scale” olarak tanımlanıyor ve buna göre sıralama yapılıyor.
Bu lider “Visionary” (ileriyi gören, öngörülü, büyük görüş gücü olan) sıfatıyla, 20. Yüzyıl'ın en büyük devlet adamı unvanına layık görülüyor. Evet, işte o lider devlet adamı "Mustafa Kemal Atatürk'tür."
Mektubu bize yazan Prof. Vural Cengiz;“En ilginç olan husus, yazılı ve görüntülü Türk medyasının bu haberi hak ettiği gibi duyurmamış olması” diyor ve ekliyor: “Türk halkı, gurur duyduğu Ata'sı hakkındaki bu güzel haberden mahrum bırakıldı.
Bizlerin ilk görevi insanlarımızdan gizlenen bu gerçek bilgileri tüm millete iletmek. Saygıyla.” Prof. Vural Cengiz, Atatürkçü Bilim Adamları Derneği
Bugün
Bugün,
“Manda ve himaye kabul edilemez.
Vatan bir bütündür, bölünemez.
Milli egemenlik esastır."
ilkeleriyle yola çıkanların Sivas'tan haykırışı ve Anadolu aydınlanmasının önemli adımı olan Sivas Kongresi'nin yıldönümüdür.
Bu aydınlık başlangıca inanan herkesi Nazım Hikmet’in dizeleriyle selamlarız.
#4Eylül1919 #100.yıl
“Manda ve himaye kabul edilemez.
Vatan bir bütündür, bölünemez.
Milli egemenlik esastır."
ilkeleriyle yola çıkanların Sivas'tan haykırışı ve Anadolu aydınlanmasının önemli adımı olan Sivas Kongresi'nin yıldönümüdür.
Bu aydınlık başlangıca inanan herkesi Nazım Hikmet’in dizeleriyle selamlarız.
#4Eylül1919 #100.yıl
İstanbul Barosu
Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi
"4 Eylül 919'da toplandı Sivas Kongresi,
ve 8 Eylülde
Kongrede bu sefer
yine ortaya çıktı Amerikan mandası.
Ak koyunla kara koyunun
geçitte belli olduğu günlerdi o günler.
Ve İstanbul'dan gelen bazı zevat,
sapsarı yılgınlıklarıyla beraber
ve ihanetleriyle birlikte
bir de Amerikan gazeteci getirmiştiler.
Ve Erzurumlulardan ve Sıvaslılardan ve Türk milletinden çok
işbu Mister Bravn'a güveniyorlardı.
Bu zevata :
«İstiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz efendiler!»
denildi.
Fakat ayak diredi efendiler :
«Mandanın, istiklâli ihlâl etmiyeceği muhakkak iken,»
dediler,
«Herhalde bir müzâherete muhtacız diyorum ben,»
dediler,
«Hem zaten,»
dediler,
«birbirine mani şeyler değildir
istiklâl ile manda.
Ve esasen,»
dediler,
«müstakil kalamayız böyle bir zamanda.
Memleket harap,
toprak çorak,
borcumuz 500 milyon,
vâridat ise 15 milyon ancak.
Ve Allah muhafaza buyursun
İzmir kalsa Yunanistan'da
ve harbetsek,
düşmanımız vapurla asker getirir.
Biz Erzurum'dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz?
Mandayı kabul etmeliyiz, hemen,»
dediler.
«Onlar dretnot yapıyor,
biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz.
Hem, İstanbul'daki Amerikan dostlarımız :
Mandamız korkunç değildir,
diyorlar,
Cemiyeti Akvam nizamnamesine dahildir,
diyorlar.»
Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul'dan gelen zevat.
Sıvas, mandayı kabul etmedi fakat,
«Hey gidi deli gönlüm,»
dedi,
«Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,
ya İSTİKLAL, ya ölüm!»
dedi." NAZIM HİKMET
Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi
"4 Eylül 919'da toplandı Sivas Kongresi,
ve 8 Eylülde
Kongrede bu sefer
yine ortaya çıktı Amerikan mandası.
Ak koyunla kara koyunun
geçitte belli olduğu günlerdi o günler.
Ve İstanbul'dan gelen bazı zevat,
sapsarı yılgınlıklarıyla beraber
ve ihanetleriyle birlikte
bir de Amerikan gazeteci getirmiştiler.
Ve Erzurumlulardan ve Sıvaslılardan ve Türk milletinden çok
işbu Mister Bravn'a güveniyorlardı.
Bu zevata :
«İstiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz efendiler!»
denildi.
Fakat ayak diredi efendiler :
«Mandanın, istiklâli ihlâl etmiyeceği muhakkak iken,»
dediler,
«Herhalde bir müzâherete muhtacız diyorum ben,»
dediler,
«Hem zaten,»
dediler,
«birbirine mani şeyler değildir
istiklâl ile manda.
Ve esasen,»
dediler,
«müstakil kalamayız böyle bir zamanda.
Memleket harap,
toprak çorak,
borcumuz 500 milyon,
vâridat ise 15 milyon ancak.
Ve Allah muhafaza buyursun
İzmir kalsa Yunanistan'da
ve harbetsek,
düşmanımız vapurla asker getirir.
Biz Erzurum'dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz?
Mandayı kabul etmeliyiz, hemen,»
dediler.
«Onlar dretnot yapıyor,
biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz.
Hem, İstanbul'daki Amerikan dostlarımız :
Mandamız korkunç değildir,
diyorlar,
Cemiyeti Akvam nizamnamesine dahildir,
diyorlar.»
Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul'dan gelen zevat.
Sıvas, mandayı kabul etmedi fakat,
«Hey gidi deli gönlüm,»
dedi,
«Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,
ya İSTİKLAL, ya ölüm!»
dedi." NAZIM HİKMET
Sivas Kongresi sağ salim tamamlandı.
Sivas Kongresi sağ salim tamamlandı.. Artık Ankara'ya gidilecekti,
ama gene para yoktu.. Osmanlı Bankası'ndan 1.000 lira borç aldılar.
Bankanın adı Osmanlı'ydı, müdür Alman'dı.. Borca karşılık senet imzaladılar.
Benzin yoktu, lastik yoktu.. Sivas'ta sadece Amerikan Okulu'nda otomobil vardı. Bizimkilerin kendi memleketlerinde yiyecek ekmeği bile yokken, Amerikalılar Anadolu'nun göbeğinde her türlü maddi imkâna sahipti ; Ermeni tehcirinde sahipsiz kalan kız çocuklarını okutuyorlardı..
Okulun müdiresi Mary Louise Graffam'a başvurdular. "Elbette, ne lazımsa veririz, lütfen hediye kabul ediniz, ısrar etmeyiniz, asla para kabul etmeyiz," dedi..
Altı teneke benzin, iki çift lastik aldılar. "Hadiye"yi öğrenen Mustafa Kemal itiraz etti. "Şimdi para almıyorlar ama sonra arkamızdan cebren aldı derler, vesika tanzim edin, alınan malzemelerin listesini yazın, ısrarımıza rağmen para almadıklarına dair elimizde vesika bulunsun, ne olur ne olmaz, imzalayalım, müdire hanım da imzalasın," dedi..
Mazhar Müfit tekrar okula gitti. Bu belge iki taraflı imzalandı..
"Hediye, bağış, ödenek" gibi kavramlar, Mustafa Kemal için hassas konulardı, asla ihmal etmezdi İ mutlaka kayda geçirtirdi..
Sivas'a gelir gelmez maiyetinde görev yapan Hacı Derviş'i çarşıya göndermiş, büyükçe bir defter aldırmıştı. Kongre vesilesiyle yapılan masrafları, harcanan paraları kuruşu kuruşuna yazdırıyordu..
Bir gün Hacı Derviş dayanamadı : "Paşam bu hengamede kim hesap soracak," dedi... Mustafa Kemal'in cevabı ibretlikti :
"Gün gelir, millet benden de başkasından da tek tek hesap sorar. Biz bugün hesabımızı eksiksiz yazalım, millet de yarın parasının nereye harcandığını bilsin."
Benzin yoktu, lastik yoktu.. Sivas'ta sadece Amerikan Okulu'nda otomobil vardı. Bizimkilerin kendi memleketlerinde yiyecek ekmeği bile yokken, Amerikalılar Anadolu'nun göbeğinde her türlü maddi imkâna sahipti ; Ermeni tehcirinde sahipsiz kalan kız çocuklarını okutuyorlardı..
Okulun müdiresi Mary Louise Graffam'a başvurdular. "Elbette, ne lazımsa veririz, lütfen hediye kabul ediniz, ısrar etmeyiniz, asla para kabul etmeyiz," dedi..
Altı teneke benzin, iki çift lastik aldılar. "Hadiye"yi öğrenen Mustafa Kemal itiraz etti. "Şimdi para almıyorlar ama sonra arkamızdan cebren aldı derler, vesika tanzim edin, alınan malzemelerin listesini yazın, ısrarımıza rağmen para almadıklarına dair elimizde vesika bulunsun, ne olur ne olmaz, imzalayalım, müdire hanım da imzalasın," dedi..
Mazhar Müfit tekrar okula gitti. Bu belge iki taraflı imzalandı..
"Hediye, bağış, ödenek" gibi kavramlar, Mustafa Kemal için hassas konulardı, asla ihmal etmezdi İ mutlaka kayda geçirtirdi..
Sivas'a gelir gelmez maiyetinde görev yapan Hacı Derviş'i çarşıya göndermiş, büyükçe bir defter aldırmıştı. Kongre vesilesiyle yapılan masrafları, harcanan paraları kuruşu kuruşuna yazdırıyordu..
Bir gün Hacı Derviş dayanamadı : "Paşam bu hengamede kim hesap soracak," dedi... Mustafa Kemal'in cevabı ibretlikti :
"Gün gelir, millet benden de başkasından da tek tek hesap sorar. Biz bugün hesabımızı eksiksiz yazalım, millet de yarın parasının nereye harcandığını bilsin."
YILMAZ ÖZDİL, "Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK “
Toprak öyle bitip tükenmez,
Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
Evinize misafir çağırın...
Evinize misafir çağırın...🙋♂
Siz de misafirliğe gidin...
Sevin, sevilin şu ahir yalan ömürde...
Nasıl olsa dünya birgün bize *"HAYDİ DIŞARI"* diyecek...
Siz de misafirliğe gidin...
Sevin, sevilin şu ahir yalan ömürde...
Nasıl olsa dünya birgün bize *"HAYDİ DIŞARI"* diyecek...
Yalvarıyorum hepinize, daha çok görüşün birbirinizle... ❤
Daha çok sevgi sözleri konuşun ve yazın...
Bırakın milyonluk 120 ay vadeli evlerinizin yalancı konfor sunan yalnızlıklarını...😟
Ailece yaşayın dipdibe... Ananeyi, dedeyi, torunları yeğenleri buluşturun...
Yeni yetmeleri fazla özgür bırakmayın...
Bir yere giderken zorlayın, onları da götürün...
Şimdiki nesilde görüyorum çocuk dedesine gitmiyor.
Neymiş? "dersi varmış.."
Anne eve büyüğünü almıyor, neymiş çocuk TEOG, YGS'ye hazırlanıyormuş...
Yalan! inanın...
Odalarda internete yalnızlığa depresyona mahkum edersiniz...
Damla kadar çocuğa sussun diye cep telefonu vermeyin! 😯
Verin eline bezelyeyi ayıklasın...
En azından bezelye canlıdır.
Gelecek 10 yılda kanserli hasta sayısı yüzde altmış olacak unutmayın!..
Duayı öğretin.
Konuşun bol bol birbirinizle.
Kuşak kavgaları yapın.
Trip atın, çözüm yolları için konuşun.
Hayat bu...😊
Hayat deney tüpü kılıklı apartmanlarda sıkışıp bakteri gibi yaşadığını sanmak değil inanın... 🤔
Hadi kalkın birine çaya, kahveye gidin.. kek yapın, mısır patlatın.
Siz çağırın...
yemek hazırlayın..
Zor mu çorba makarna?😋
Alo diyin birinin derdini alın...
İki gülün, koca bir kahkaha atın...🤨
En kalbi sevgilerimle...💕🌹"
Alıntıdır.
Daha çok sevgi sözleri konuşun ve yazın...
Bırakın milyonluk 120 ay vadeli evlerinizin yalancı konfor sunan yalnızlıklarını...😟
Ailece yaşayın dipdibe... Ananeyi, dedeyi, torunları yeğenleri buluşturun...
Yeni yetmeleri fazla özgür bırakmayın...
Bir yere giderken zorlayın, onları da götürün...
Şimdiki nesilde görüyorum çocuk dedesine gitmiyor.
Neymiş? "dersi varmış.."
Anne eve büyüğünü almıyor, neymiş çocuk TEOG, YGS'ye hazırlanıyormuş...
Yalan! inanın...
Odalarda internete yalnızlığa depresyona mahkum edersiniz...
Damla kadar çocuğa sussun diye cep telefonu vermeyin! 😯
Verin eline bezelyeyi ayıklasın...
En azından bezelye canlıdır.
Gelecek 10 yılda kanserli hasta sayısı yüzde altmış olacak unutmayın!..
Duayı öğretin.
Konuşun bol bol birbirinizle.
Kuşak kavgaları yapın.
Trip atın, çözüm yolları için konuşun.
Hayat bu...😊
Hayat deney tüpü kılıklı apartmanlarda sıkışıp bakteri gibi yaşadığını sanmak değil inanın... 🤔
Hadi kalkın birine çaya, kahveye gidin.. kek yapın, mısır patlatın.
Siz çağırın...
yemek hazırlayın..
Zor mu çorba makarna?😋
Alo diyin birinin derdini alın...
İki gülün, koca bir kahkaha atın...🤨
En kalbi sevgilerimle...💕🌹"
Alıntıdır.
9 Ağustos 2019 Cuma
İrlanda’da
İrlanda’da patateslere mantar bulaşır. Büyük bir kıtlık ve dolayısıyla hastalıklardan 1 milyona yakın insan ölür.
Eşsiz lider Kemal Atatürk para yardımı yapmak ister ancak İngiltere kabul etmez. Atatürk’te çuvallar dolusu patates tohumu gönderir.
Ve İrlanda’nın Meclis binasının girişinde Atatürk’e minnet anıtı vardır !
Meclis binasına giriş 55€, pasaportumu gösterdim ve o anda kapıda çok insan birikti. Polis bana geçebilirsiniz içeri dedi.
Bende çıkışta ödenecek herhalde diye düşündüm.
Gezdim, fotoğraflar çektim ve çıkışta borcum nedir diye sordum.
Polis elini uzattı ve “Türkiye pasaportuna sahip dostlarımızın borcu yok, Atatürk borcunuzu ödedi!” dedi.
Nasıl bir dış politika yürüttüyse 81 yıldır hala onun sayesinde rahat ediyor ve itibar görüyoruz.
Huzur içinde uyu Ulu Önder!
Bu millet seninle gurur duymaktan asla vazgeçmeyecek.
Posted in Genel
Posted on 26 Temmuz 2019Author admincemal
Üniversitede, en çok sevdiğim hocanın
“Üniversitede, en çok sevdiğim hocanın odasındaydım.
Bana, “Ne olmak istiyorsun? “dedi.
“Entelektüel olmak istiyorum.” dedim.
“Senden entelektüel olmaz” dedi.
Şaşırmıştım, sonra, kırılgan bir ses tonuyla;
“Dersinizi geçmeme rağmen sürekli dersiniz deyim. Okulda en çok okuyan, araştıran ve tartışmalara giren, hep benim?” dedim.
“Senden Entelektüel olmaz”dedi.
Çok kızmıştım!
“Doç. tezlerin konularını bile ben öneriyorum” dedim.
Prof. gülümseyerek geriye yaslandı.
“Senden çok iyi bir araştırmacı olur. Ama entelektüel olmaz. Nedenine gelince,sana entelektüel olamazsın dediğimde,bana bir Entelektüel gibi “Niçin olmaz?” diye sormadın, aksine alındın ve hiddetlendin. Yazarlık bilgi işidir. Entelektüellik bilgi değil,davranış biçimidir. Bir insanın entelektüel olması için en az 3 kuşak ailesinin okuması gerekir. Okulun önüne bak. Hepsi son model araç dolu ve hocalara ait. Her sene model yenilerler. Gerçekten böyle bir yenilenmeye ihtiyaçları var mı?Niçin bu şekilde yaşıyorlar. Çünkü o ünvanlarla gördüğün hocalarının kariyerleri ne kadar yüksek olursa olsun, ruhları feodal bir köylü. Güçlerini topluma kabul ettirmek için böyle hava atmak zorundalar. Gerçek bir entelektüel asla bu güdüyle hareket etmez.
Entel feodal köylülere artık diploma ve ünvan da yetmez.
Tıpkı paranın yetmediği gibi.
Eşsiz lider Kemal Atatürk para yardımı yapmak ister ancak İngiltere kabul etmez. Atatürk’te çuvallar dolusu patates tohumu gönderir.
Ve İrlanda’nın Meclis binasının girişinde Atatürk’e minnet anıtı vardır !
Meclis binasına giriş 55€, pasaportumu gösterdim ve o anda kapıda çok insan birikti. Polis bana geçebilirsiniz içeri dedi.
Bende çıkışta ödenecek herhalde diye düşündüm.
Gezdim, fotoğraflar çektim ve çıkışta borcum nedir diye sordum.
Polis elini uzattı ve “Türkiye pasaportuna sahip dostlarımızın borcu yok, Atatürk borcunuzu ödedi!” dedi.
Nasıl bir dış politika yürüttüyse 81 yıldır hala onun sayesinde rahat ediyor ve itibar görüyoruz.
Huzur içinde uyu Ulu Önder!
Bu millet seninle gurur duymaktan asla vazgeçmeyecek.
Posted in Genel
Posted on 26 Temmuz 2019Author admincemal
Üniversitede, en çok sevdiğim hocanın
“Üniversitede, en çok sevdiğim hocanın odasındaydım.
Bana, “Ne olmak istiyorsun? “dedi.
“Entelektüel olmak istiyorum.” dedim.
“Senden entelektüel olmaz” dedi.
Şaşırmıştım, sonra, kırılgan bir ses tonuyla;
“Dersinizi geçmeme rağmen sürekli dersiniz deyim. Okulda en çok okuyan, araştıran ve tartışmalara giren, hep benim?” dedim.
“Senden Entelektüel olmaz”dedi.
Çok kızmıştım!
“Doç. tezlerin konularını bile ben öneriyorum” dedim.
Prof. gülümseyerek geriye yaslandı.
“Senden çok iyi bir araştırmacı olur. Ama entelektüel olmaz. Nedenine gelince,sana entelektüel olamazsın dediğimde,bana bir Entelektüel gibi “Niçin olmaz?” diye sormadın, aksine alındın ve hiddetlendin. Yazarlık bilgi işidir. Entelektüellik bilgi değil,davranış biçimidir. Bir insanın entelektüel olması için en az 3 kuşak ailesinin okuması gerekir. Okulun önüne bak. Hepsi son model araç dolu ve hocalara ait. Her sene model yenilerler. Gerçekten böyle bir yenilenmeye ihtiyaçları var mı?Niçin bu şekilde yaşıyorlar. Çünkü o ünvanlarla gördüğün hocalarının kariyerleri ne kadar yüksek olursa olsun, ruhları feodal bir köylü. Güçlerini topluma kabul ettirmek için böyle hava atmak zorundalar. Gerçek bir entelektüel asla bu güdüyle hareket etmez.
Entel feodal köylülere artık diploma ve ünvan da yetmez.
Tıpkı paranın yetmediği gibi.
SENDE AĞLA
Azman Dede Balıkesir`de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi İvrindi’nin Mallıcaköyünden 104 yaşında idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu,dev görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Sorduklarımı cevapladı . Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı :
-“Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum.Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söylerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu; “Yavrum siz kimsiniz?”, içlerinden biri; “Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!..” diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. “Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!..” diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık.Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor birgün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı “Azman yandık!..” diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü, panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..
Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı.
Al sancağı teslim etti Allah’a ısmarladı
Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana
Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha… Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak… Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi. Birden yüzbaşı “Hücum!..” diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makinalı yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!..”
Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu.Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi; “Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı .” Dedi.
C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin hazırladığı Çanakkale adlı kitapçıktan
Ne Oldu Bize …????
İnek Şaban mesela…
Neydi acaba mezhebi?
Alevi miydi Belgin Doruk, Sünni miydi Ayhan Işık?
Kürt kökenli miydi, yoksa Çerkez miydi Sadri Alışık?
Şakayla karışık sormuyorum bunları…
Kaçımız biliyordu veya doğrusu hiç merak eden olur muydu, Sami Hazinses’in Ermeni olduğunu?
Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, dört yapraklı yonca… İster türbanlı ol, ister çarşaflı, saçlarını örtmedikleri için sevmeyen var mıydı onları?
Ömercik’e kahrolmayan Musevi, Ayşecik’e gözyaşı dökmeyen Rum var mıydı?
Hulusi Kentmen gibi dedesi olmasını kim istemezdi ki… Peki, hiç kimse düşündü mü bugüne kadar, Hulusi Kentmen’in umreye gidip gitmediğini?
Bizans’ı haşat eden Cüneyt Arkın yabancı düşmanı mıydı?
Hem Karaoğlan, hem Tarkan, yani Kartal Tibet neciydi?
Kaptan Ediz Hun, subay İzzet Günay, savcı Fikret Hakan, polis Ekrem Bora, şafak bekçisi pilot Göksel Arsoy, Jön Türkler’imiz… Osmanlı aleyhtarı mıydı?
Mirasını komple Mehmetçik Vakfı’na bırakan Zeki Müren, darbeci miydi?
Milli duygularımızı doruğa çıkaran efsane film “Bir Millet Uyanıyor”un görüntü yönetmeni Kriton İlyadis, hangi milletin uyanışını anlattı o filmde, Japon milletinin mi?
Emel Sayın’la Tarık Akan’ın şarkılar söyleyerek el ele dolaşmasına sevinmeyen…
Bıraktık mezhebi kökeni filan, Adile Naşit’i Münir Özkul’u sevmeyen insan, insan mıdır?
Siyah beyaz ama, rengarenk değil miydik?
Gençler, sorun büyüklerinize…
Şu veya bu ayrımı var mıydı mahallede?
Elbette farklı farklıydık ama, hepimiz değil miydik?
Birlikte üzülür birlikte sevinir, birlikte güler birlikte ağlamaz mıydık?
Lefter’e milli takım kaptanlığını mesela, Niko’ya ay yıldızlı formayı Lozan Antlaşması gereğince mi vermiştik?
Var mı o günleri özlemle iç çekerek anmayan?
Paylaş ki herkes okusun.
Göçmen Kızı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)