Sayfalar
- Ana Sayfa
- Potrem
- C.Borandağ Kimdir?
- Bozlar
- 46 AYNEN MARAŞ
- AQ Biriç
- Asker Oldum Piyade
- TKY
- Bir Şiirdir Yaşamak
- Fıkralar
- Kendini Yönetme İlt.
- Küçük Asker
- Türk Mutfağı
- Sözler Düşünceler
- Bir Şiirsin Sen
- Mehmetcik
- Pazarcık
- Nurhak
- Düşünüyorum O Halde Gülüyorum
- Bir Subayın Anatomisi
- Devrim Günlerinde Aşk
- Küçük Paris
- Çanakkale Geçilmez 1915
- Düşüncelerin Kaynağı
- Cem
- Sarıkamış
- Ulusal Kurtulus Savaşı
28 Nisan 2016 Perşembe
BİR KIZI OLMALI İNSANIN,
Canını emanet ettiğin, elin, ayağın, gözün, kulağın, her şeyin. Bir kızı olmalı insanın. Bir hata yaptığnda, gözlerinin içine baktığın, bakar bakmaz masumiyetiyle saniyeler içinde eridiğin, vefasına taptığın. Bir kızı olmalı insanın. Evinde babasına,annesine karşı nazlı niyazlı, Sokakta cadılığından ve hışmından korktuğun. Bir kızı olmalı insanın. Herkes terkettiğinde seni, varlığında da, yokluğunda da, evliyken de, bekarken de babacığım ya da anneciğim diye kucak açtığında, gözyaşlarıyla bağrına bastığın. Bir kızı olmalı insanın. Demlediği çayı süzülerek getirdiğini seyrettiğin, Pişirdiği kahvenin tadına gizlediğin, özenle bezediğin. Bir kızı olmalı insanın. Canıyla canlandığın, varlığıyla anlamlandığın, Özlemiyle ve iç çekişlerinle dağ dağ efkarlandığın. Bir kızı olmalı insanın. "Dünya bir yana, kızım bir yana" diyebildiğin.
1985 Yılından Önce Doğanlar :)) 50 - 60 - 70 - 80' li yıllarda mı büyüdün?
1985 Yılından Önce Doğanlar :)) 50 - 60 - 70 - 80' li yıllarda mı büyüdün? nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın?
1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları, ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.
2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.
3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi. Ya da en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı.
4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyicilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu...
5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.
6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan yada muhtelif başka kaynaklardan su içiliniyordu...
7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmekti.
8,- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz ...
9.- Okul öğlen bitiyordu... Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.
10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu.Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.
11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk, ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı - çünkü hep dışarda oynardık , aktif olarak ...
12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk... aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu.
13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız , Dolby surround, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız YOKTU. onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!
14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!
15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada! Korumamız olmadan! nasıl mümkün oluyordu bu? Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.
16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.
17.- Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz , başarılarımız , görevlerimiz vardı ...ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk. Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalmayı başardık??? Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik??? Sen de bu jenerasyondan mısın? Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar - fakat- bizler çok güzel ve mutlu yaşadık!!!!! DİMİ AMA ?
1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları, ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.
2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.
3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi. Ya da en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı.
4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyicilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu...
5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.
6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan yada muhtelif başka kaynaklardan su içiliniyordu...
7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmekti.
8,- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz ...
9.- Okul öğlen bitiyordu... Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.
10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu.Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.
11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk, ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı - çünkü hep dışarda oynardık , aktif olarak ...
12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk... aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu.
13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız , Dolby surround, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız YOKTU. onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!
14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!
15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada! Korumamız olmadan! nasıl mümkün oluyordu bu? Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.
16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.
17.- Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz , başarılarımız , görevlerimiz vardı ...ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk. Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalmayı başardık??? Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik??? Sen de bu jenerasyondan mısın? Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar - fakat- bizler çok güzel ve mutlu yaşadık!!!!! DİMİ AMA ?
Adam karısına pek hoş davranmaz,
Adam karısına pek hoş davranmaz, kalbini kırar. Sonra karısından sofrayı kurmasını ister. Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını. Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra karısından tuz ister. Karısı; “Sen yemeğe devam et ben getiririm”, der ve içeri gider. Adam ikide bir; “tuz nerde kaldı hanım?” diye sorar. Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir . Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez. Adam tuzu isteye isteye karnını doyurur. Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler. Hanım mutfağa gider, ve elinde tuzla geri döner. Adam merak eder ve sorar; “Bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der. Karısı da ona; “Senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz'' der. Hani derler ya öfke rüzgar gibidir, bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bile. Yaşamı boyunca herkes birini bulur ama birbirini bulmak çok az insana nasip olur. O yüzden sevdiğinize sahip çıkın, onu önemseyin ve kırmayın. Kadın mutluysa güzelleşir, güzelse mutlu olur. Mutlu olursa sen de mutlu olursun. Sevdiğinizi üzmeyin... - La Edri
Bazı Kızlar Neden Evde Kalıyor?
Kadınların gidip kendilerine erkek(koca) seçebilecekleri bir erkek dükkanı(mağazası) açılmıştır.Mağaza 5 katlıdır ve her kat çıkıldıkça,erkeklerin nitelikleri de yükselmektedir. Mağazada sadece tek bir kural geçerlidir:Herhangi bir katın kapısından içeri giren kadın,o kattan alış-veriş etmek zorundadır ve eğer bir üst kata çıkmak isterse,tekrar aşağı katlara inemez. Bir gün bir grup kız arkadaş,kendilerine erkek seçmek için mağazaya gider,Ve...... 1.KAT:kapıda şunlar yazılıdır:"Bu kattaki erkeklerin çalışacak bir işleri var ve çocukları da severler."Kızlar yazıları okur ve şöyle derler:"Eh,hiç yoktan iyidir ama bir de üst kata bakalım." 2.KAT:kapıda yazılanlar:"Buradaki erkeklerin iyi bir işleri var,çocukları severler ve son derece yakışıklıdırlar."Kızlar:"Hımmmm hiç fena değil ama acaba bi üst katta ne var?" 3.KAT:"Buradaki erkeklerin çok iyi birer işleri var,çocukları severler , son derede yakışıklıdırlar ve ev işlerine de yardım ederler."Kızlar:"Aman Tanrım,çok etkileyici ama yukarıda başka katlar da var." 4.KAT:"Buradaki erkeklerin işleri çok iyi,çocukları çok severler,gayet yakışıklı olup,ev işlerine yardım ederler ve ayrıca son derece romantiktirler."Kızlar çığlık atmaya başlarlar:"İnanılmaz,bir üst katta bizi neyin beklediğini bi düşünün!"Ve bir kat daha çıkarlar... 5.KAT:şunlar yazmaktadır:"Bu kat boştur ve sadece kadınları memnun etmenin mümkün olmadığını kanıtlamak için konmuştur.Çıkış soldadır;umarız inerken merdivenlerden yuvarlanırsınız..."
KARI & KOCA Bir çift
KARI & KOCA Bir çift hiç konuşmadan arabayla yolda gitmekteydi. Daha önceki bir tartışma münakaşaya dönüşmüştü ve hiçbiri teslim olmak istemiyordu. Keçi, katır ve domuzlarla dolu bir çiftliğin yanından geçerken koca, alaycı bir biçimde sorar: 'Akrabaların mı?' Karısı 'Evet' diye cevap verir ve ekler, 'Senin taraftan akrabalarım' KELİMELER Kocası karısına kadınların bir günde kaç kelime kullandığına dair bir makale okuyordu... 'Erkeklerin 15,000 kelimesine karşılık 30,000 kelime' Karısı yanıtladı: 'Sebebi erkeklere her şeyi tekrar etmek zorunda olmamızdır.' Kocası karısına döndü ve sordu: 'Efendim?' YARADILIŞ Bir gün bir adam karısına sordu: 'Aynı zamanda nasıl hem bu kadar salak, hem de bu kadar güzel olabildiğini anlamıyorum.' Karısı yanıtladı: Allah beni sen çekici bul diye çok güzel yarattı; Allah beni seni çekici bulayım diye çok salak yarattı!' KONUŞMAMA CEZASI Bir karı koca evde problemler yaşamaktaydı ve birbirlerine konuşmama cezası uygulamaktaydı. Aniden adam ertesi gün karısının kendisini sabah 5:00 da iş için bir uçuşu olduğundan uyandırması gerektiğini hatırladı. Sessizliği ilk bozan ve kaybeden kendisi olmamak için, bir kağıdın 'Lütfen beni sabah 5:00 da uyandır.' yazdı ve notu karısının bulabileceği bir yere bıraktı. Ertesi sabah, adam uyandı ancak saatin 9:00 olduğunu ve uçuşu kaçırdığını fark etti. Çok kızdı, tam karısının onu neden uyandırmadığını soracakken yatağın yanında bir parça kağıt buldu. Kağıtta 'Saat 5:00 uyan' yazmaktaydı.
Adamın biri Afrika'da safariye çıkarken
Adamın biri Afrika'da safariye çıkarken, yanına köpeğini de almış. Köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. Şimdi başım dertte, diye düşünmüş köpek. Etrafına bakmış yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken köpek kendi kendine konuşmuş: Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı..? Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış: Leopar tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım, diye düşünmüş. Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş, bildiklerini kullanarak bundan sonra kendisini leopardan kurtaracağını düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna: Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım demiş. Az önceki yerde bekleyen köpek, bakmış kızgın leopar sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken, kaçmaya da kalkmamış. Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken, yine kendi kendine konuşarak leopara duyurmuş: Şu aptal maymun da nerede kaldı..? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok..! Diplomasi Denen Şey Bu..! Yapabiliyorsan; Hızlı düşün, Sakin ol, Güçlü görün, Düşmanını kendi silahı ile yen..! Murat Tunalı | www.facebook.com/yazarmurattunali
ZEKİ İNSANLARDA DİKKATİ ÇEKEN 8 ÖZELLİK...
1- Zeki insanlar naziktirler ve nezaket kurallarına uyarlar. İnsancıl yönleri fazladır ve karşılarındakine değer verirler. Hangi zeki insanı araştırırsanız araştırın, nazik olduğunu görürsünüz.
2- Zeki insanların duyguları çok yoğundur. Mantıksal gelişim aynı zamanda duygusal gelişimi de etkileyecektir. Bu duruma göre çocuk kalmayı başarmış insanlar daha zekidir gibi bir sonuca ulaşabiliriz, çünkü çocuklar duygularını çok yoğun yaşarlar.
3- Özelliklerinden bir tanesi çok büyük fiziksel enerjiye sahip olmalarıdır. Bu doğuştan gelen bir enerji modellemesi olmayıp, tamamen kendini adapte ettiği konuyu tamamlamak için saatlerce çalışması gerektiği bilincine sahip olmasıdır. Bunun sonucu olarak da irade ve kalp koordineli bir şekilde enerjiyi temin için çalışırlar.
4- Üstün zekalı insanların diğer bir özelliği ise hem zeki görünüşlü olmaları ve hem de doğal görünmeleridir. Hem zekalarını belli ederler ve hem de çocukça bir yapıyla hareket ederler. Bu nedenden dolayı da sorgulanırlar; bu kişi gerçekten zeki mi?
5- Zeki kişiler hem disiplinle ve hem de oyun oynar tarzda işlerine eğilirler. Yaptıkları işi büyük bir ciddiyetle yaparlar, ancak oyun havası da vererek yaptıkları işten büyük bir zevk alırlar.
6- Zeki kimseler hem gerçek dünya ile bağlarını koparmazlar ve hem de hayal dünyası içinde yaşarlar. Ürettikleri şeyler gerçek dünyada kullanılacaktır, ancak olmayan şeyleri üretmek zorundadırlar. Normal insanlara göre üstün zekalı insanların düşünceleri fantastiktir, ancak bilimsel çalışmalar fantastik hayaller sonucu ortaya çıkmaktadır.
7- Üstün zekalı insanlar son derece inatçı yapılı kimselerdir. Başarısızlıkta asla yılmazlar ve asla pes etmezler. Düşünsenize, Edison ampulü bulmadan önce binlerce sefer deneme yapmıştır ve asla pes etmemiştir Sonunda da başarıya ulaşmıştır.
8- Üstün zekalı insanlar lider ruhlu insanlardır. Genellikle her konuda söyleyecekleri şeyler olduğu için her türlü insana hitap edebilirler. Sevecen ve babacan bir tavırları vardır. Genellikle öğrenciliklerinden itibaren lider ruhlu özellikleri belirginleşir.
2- Zeki insanların duyguları çok yoğundur. Mantıksal gelişim aynı zamanda duygusal gelişimi de etkileyecektir. Bu duruma göre çocuk kalmayı başarmış insanlar daha zekidir gibi bir sonuca ulaşabiliriz, çünkü çocuklar duygularını çok yoğun yaşarlar.
3- Özelliklerinden bir tanesi çok büyük fiziksel enerjiye sahip olmalarıdır. Bu doğuştan gelen bir enerji modellemesi olmayıp, tamamen kendini adapte ettiği konuyu tamamlamak için saatlerce çalışması gerektiği bilincine sahip olmasıdır. Bunun sonucu olarak da irade ve kalp koordineli bir şekilde enerjiyi temin için çalışırlar.
4- Üstün zekalı insanların diğer bir özelliği ise hem zeki görünüşlü olmaları ve hem de doğal görünmeleridir. Hem zekalarını belli ederler ve hem de çocukça bir yapıyla hareket ederler. Bu nedenden dolayı da sorgulanırlar; bu kişi gerçekten zeki mi?
5- Zeki kişiler hem disiplinle ve hem de oyun oynar tarzda işlerine eğilirler. Yaptıkları işi büyük bir ciddiyetle yaparlar, ancak oyun havası da vererek yaptıkları işten büyük bir zevk alırlar.
6- Zeki kimseler hem gerçek dünya ile bağlarını koparmazlar ve hem de hayal dünyası içinde yaşarlar. Ürettikleri şeyler gerçek dünyada kullanılacaktır, ancak olmayan şeyleri üretmek zorundadırlar. Normal insanlara göre üstün zekalı insanların düşünceleri fantastiktir, ancak bilimsel çalışmalar fantastik hayaller sonucu ortaya çıkmaktadır.
7- Üstün zekalı insanlar son derece inatçı yapılı kimselerdir. Başarısızlıkta asla yılmazlar ve asla pes etmezler. Düşünsenize, Edison ampulü bulmadan önce binlerce sefer deneme yapmıştır ve asla pes etmemiştir Sonunda da başarıya ulaşmıştır.
8- Üstün zekalı insanlar lider ruhlu insanlardır. Genellikle her konuda söyleyecekleri şeyler olduğu için her türlü insana hitap edebilirler. Sevecen ve babacan bir tavırları vardır. Genellikle öğrenciliklerinden itibaren lider ruhlu özellikleri belirginleşir.
Gülmenin Önemi ve Faydalari....
Araştırmacıların bulgularına göre gülmek vücudu rahatlatır, beyni sakinleştirir, insanlara zevk ve umut verir, insanların sorunlarını ve acılarını unutturur. Gülmek zevktir, vücut ve ruh için sağlıklıdır.Bir atasözüyle “en iyi ilaç gülmektir”. Bir Alman atasözüyle de: “gülmek hayatın şekeridir”
Bir öneri: ömrünü ikiye katlamak istiyorsan, yediğinin yarısı kadar ye, uyuduğunun iki katı uyu, üç kat daha fazla su iç ve dört kat daha fazla gül... Uzmanlara göre gülme, her insanda doğuşta var olan bir özelliktir; bir deyişle de “vücudun ötüşüdür.”
Gülmenin faydaları: Bağışıklık ve sindirim sistemini çalıştırır. Sinirleri ve vücudun üst kısmındaki kasları gevşetip aerobik yaptırır. Kendine güveni sağlar, iletişim aracıdır
Bir kahkaha bir kilo pirzolanın yanı sıra, bir kutu ilaca da bedel... Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Hizmetler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Musa Gürsel, iletişim ve başarı için gülümsemek gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
"Sevgi ve saygının, kendine güvenin, sempatik olmanın, korkuyu azaltmanın, kolay iletişim kurmanın yolu gülümsemekten geçer. Öfkeli insanlar hem çevreye, hem de kendilerine zarar verir. Kendine güvenemeyen insan kolay iletişim kuramaz. Gergin ortam aynı zamanda başarıyı azaltır."
İletişimde en önemli unsurun güven olduğunu, güvenin ise insana gülümsemekle başlayacağını kaydeden Prof. Dr. Gürsel, "Kuşku insanları birbirinden uzaklaştırır. Yanlış anlamalar başlar. İnsanlara gülümsemek için kişinin kendine güvenmesi gerekir. Güvenle rahatlama sağlanır. Rahat insan daha kolay iletişim kurar" dedi.
Stresi yenmenin en iyi yolunun gülmek olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Gürsel, yaşama ve insanlara gülümsemeyi önerirken gülmenin faydalarını da şöyle sıraladı:
Vücudun doğal mutluluk hapı olan endorfin hormonu salgılanmasını sağlar.
Sinirleri gevşetir.
Sindirim sistemini çalıştırır.
Vücuda 'aerobik' yaptırır. Vücudun üst kısmındaki tüm kasların, sinirlerin ve organların egzersiz yapmasını sağlar.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Pozitif duyguları öne çıkarır.
Başarıyı olumlu yönde etkiler.
Çevreye ve kendine güven artırır.
Kolay iletişim kurulmasını sağlar.
Öfke, gerginlik ve korku gibi duyguları azaltır.
Bir dünya hayal edin ki, tüm insanlar, gülmece (mizah) kabiliyetli olsun ve ağlamaktan çok gülsünler, surat asmaktan çok gülümsesinler! Böyle bir dünyanın olabilmesi için gülenler kadar güldürenlere de ihtiyaç vardır. Şayet, doğuştan gelen güldürme yeteneğiniz yok ise, Müjdat Gezen ve Nasrettin hoca gibi güldüren bir kişi nasıl olursunuz?
Müjdat Gezen, Levent Kırca, Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu ve Cem Yılmaz’ı dinleyerek gülmek kolay. Nasrettin hoca, Temel, Bektaşi fıkralarını okuyarak gülmek de. Televizyonda Avrupa Yakası, Çocuklar Duymasın, En Son Babalar Duyar gibi dizileri izlerken de kolayca güleriz. Peki, siz hiç eş dostunuzu veya toplum önünde konuşurken insanları güldürmeyi denediniz mi?
İlk fıkrayı anlattığınız veya dinlediğiniz anı hatırlıyor musunuz? İlk defa neye veya kime güldüğünüzü?
Güldüren bir kişi olmak kararını verdikten sonra benim yaptığımı yapın! Çünkü ben de uzmanların söylediklerini yaptım!
İlk kural: ne kadar gülmece dinleseniz, fıkra kitabı okusanız, güldürü programları veya Kemal Sunal filmleri seyretseniz denemeden ve uygulamadan güldüren bir kişi olamazsınız! “Bir adım bin fikirden daha iyidir” deyişine uygun “size sevdiğim bir fıkrayı anlatsam!” demedikçe başarılı olunmaz. Bunun için de uğraş ve çaba gerekli. Bunun için de araştırmacıları dinleyelim ve yapılması gerekenleri listeleyelim:
Gülmenizi tetikleyen fıkra, karikatür, atasözleri, ve bunun gibi şeyleri toplayın biriktirin arşivleyin.
Gülmece (Mizah) dergilerine abone olun ve gülmece (mizah) ve fıkra kitapları, görüntü bantları alın. Böylece bir gülmece (mizah) arşivi veya kitaplığı oluşturun.
İnternet’ten günlük fıkra gönderen sitelerin listelerine katılın.
Sizi güldüren okuduğunuz veya karşılaştığınız olayları kaydedeceğiniz bir günlüğünüz olsun.
Her gün en az bir defa içten gülün, bunun için başkalarını güldürmeniz gerekebilir; çünkü güldüren insan daha candan güler.
Yaşadığınız güldürücü olayları, eş dostla paylaşmaya gayret edin. Duyduğunuz veya okuduğunuz güzel bir fıkrayı, eş dosta anlatın.
İş yerlerinde de hep ciddi olunması gerekmez... Gülmeceyi (Mizahı) iş yerine de taşıyın. Kahve molalarında, dedikodu yerine biri birinizi güldürmeyi seçin. Kahve yerine fıkra arası verin!
Eleştiri ve şikayetlerinizi gülmeceyle (mizahla) ve gülümseyerek yapmaya gayret edin
Gülmece (Mizah) kabiliyeti olanlarla arkadaşlık yapın.
Kendinize gülmeyi öğrenin.
Sıkıntılı ve hoş olmayan durumlarda bile gülünecek bir şey bulmaya çalışın.
Gülmeceyi (Mizahı) kendiniz de yaratabilirsiniz. Deneyin.
Sözcük (kelime) oyunları ve taklitler de insanları güldürür. Deneyin.
Bir Alman atasözüyle de: “gülmek hayatın şekeridir”
Bir öneri: ömrünü ikiye katlamak istiyorsan, yediğinin yarısı kadar ye, uyuduğunun iki katı uyu, üç kat daha fazla su iç ve dört kat daha fazla gül... Uzmanlara göre gülme, her insanda doğuşta var olan bir özelliktir; bir deyişle de “vücudun ötüşüdür.”
Gülmenin faydaları: Bağışıklık ve sindirim sistemini çalıştırır. Sinirleri ve vücudun üst kısmındaki kasları gevşetip aerobik yaptırır. Kendine güveni sağlar, iletişim aracıdır
Bir kahkaha bir kilo pirzolanın yanı sıra, bir kutu ilaca da bedel... Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Hizmetler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Musa Gürsel, iletişim ve başarı için gülümsemek gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
"Sevgi ve saygının, kendine güvenin, sempatik olmanın, korkuyu azaltmanın, kolay iletişim kurmanın yolu gülümsemekten geçer. Öfkeli insanlar hem çevreye, hem de kendilerine zarar verir. Kendine güvenemeyen insan kolay iletişim kuramaz. Gergin ortam aynı zamanda başarıyı azaltır."
İletişimde en önemli unsurun güven olduğunu, güvenin ise insana gülümsemekle başlayacağını kaydeden Prof. Dr. Gürsel, "Kuşku insanları birbirinden uzaklaştırır. Yanlış anlamalar başlar. İnsanlara gülümsemek için kişinin kendine güvenmesi gerekir. Güvenle rahatlama sağlanır. Rahat insan daha kolay iletişim kurar" dedi.
Stresi yenmenin en iyi yolunun gülmek olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Gürsel, yaşama ve insanlara gülümsemeyi önerirken gülmenin faydalarını da şöyle sıraladı:
Vücudun doğal mutluluk hapı olan endorfin hormonu salgılanmasını sağlar.
Sinirleri gevşetir.
Sindirim sistemini çalıştırır.
Vücuda 'aerobik' yaptırır. Vücudun üst kısmındaki tüm kasların, sinirlerin ve organların egzersiz yapmasını sağlar.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Pozitif duyguları öne çıkarır.
Başarıyı olumlu yönde etkiler.
Çevreye ve kendine güven artırır.
Kolay iletişim kurulmasını sağlar.
Öfke, gerginlik ve korku gibi duyguları azaltır.
Bir dünya hayal edin ki, tüm insanlar, gülmece (mizah) kabiliyetli olsun ve ağlamaktan çok gülsünler, surat asmaktan çok gülümsesinler! Böyle bir dünyanın olabilmesi için gülenler kadar güldürenlere de ihtiyaç vardır. Şayet, doğuştan gelen güldürme yeteneğiniz yok ise, Müjdat Gezen ve Nasrettin hoca gibi güldüren bir kişi nasıl olursunuz?
Müjdat Gezen, Levent Kırca, Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu ve Cem Yılmaz’ı dinleyerek gülmek kolay. Nasrettin hoca, Temel, Bektaşi fıkralarını okuyarak gülmek de. Televizyonda Avrupa Yakası, Çocuklar Duymasın, En Son Babalar Duyar gibi dizileri izlerken de kolayca güleriz. Peki, siz hiç eş dostunuzu veya toplum önünde konuşurken insanları güldürmeyi denediniz mi?
İlk fıkrayı anlattığınız veya dinlediğiniz anı hatırlıyor musunuz? İlk defa neye veya kime güldüğünüzü?
Güldüren bir kişi olmak kararını verdikten sonra benim yaptığımı yapın! Çünkü ben de uzmanların söylediklerini yaptım!
İlk kural: ne kadar gülmece dinleseniz, fıkra kitabı okusanız, güldürü programları veya Kemal Sunal filmleri seyretseniz denemeden ve uygulamadan güldüren bir kişi olamazsınız! “Bir adım bin fikirden daha iyidir” deyişine uygun “size sevdiğim bir fıkrayı anlatsam!” demedikçe başarılı olunmaz. Bunun için de uğraş ve çaba gerekli. Bunun için de araştırmacıları dinleyelim ve yapılması gerekenleri listeleyelim:
Gülmenizi tetikleyen fıkra, karikatür, atasözleri, ve bunun gibi şeyleri toplayın biriktirin arşivleyin.
Gülmece (Mizah) dergilerine abone olun ve gülmece (mizah) ve fıkra kitapları, görüntü bantları alın. Böylece bir gülmece (mizah) arşivi veya kitaplığı oluşturun.
İnternet’ten günlük fıkra gönderen sitelerin listelerine katılın.
Sizi güldüren okuduğunuz veya karşılaştığınız olayları kaydedeceğiniz bir günlüğünüz olsun.
Her gün en az bir defa içten gülün, bunun için başkalarını güldürmeniz gerekebilir; çünkü güldüren insan daha candan güler.
Yaşadığınız güldürücü olayları, eş dostla paylaşmaya gayret edin. Duyduğunuz veya okuduğunuz güzel bir fıkrayı, eş dosta anlatın.
İş yerlerinde de hep ciddi olunması gerekmez... Gülmeceyi (Mizahı) iş yerine de taşıyın. Kahve molalarında, dedikodu yerine biri birinizi güldürmeyi seçin. Kahve yerine fıkra arası verin!
Eleştiri ve şikayetlerinizi gülmeceyle (mizahla) ve gülümseyerek yapmaya gayret edin
Gülmece (Mizah) kabiliyeti olanlarla arkadaşlık yapın.
Kendinize gülmeyi öğrenin.
Sıkıntılı ve hoş olmayan durumlarda bile gülünecek bir şey bulmaya çalışın.
Gülmeceyi (Mizahı) kendiniz de yaratabilirsiniz. Deneyin.
Sözcük (kelime) oyunları ve taklitler de insanları güldürür. Deneyin.
Bir Alman atasözüyle de: “gülmek hayatın şekeridir”
FİLLER
Çark,döndü.
Yaş elli,hesap belli.
Yaşlı,şişman bir adam oldum.
İlk aşkımı tattığım,
Şehre geldim.
Yaşlandığı zaman filler,
Doğduğu şehre gidermiş.
Aşkım,sonsuzlarda,
Şehrim kalmış.
Romantik duygular,
Aşk mektupları...
Şiirler ezberimde şimdi.
Aşk acısı,ayrılık acısı,
Yıllarca sürer.
O sıcak nefesinle,yaşar gibi,
Aşkla yaşıyorum.
Yeter ki aşk olsun.
Aşk olsun hayat.
Cemal Borandag.22 Nisan 2016
Yaş elli,hesap belli.
Yaşlı,şişman bir adam oldum.
İlk aşkımı tattığım,
Şehre geldim.
Yaşlandığı zaman filler,
Doğduğu şehre gidermiş.
Aşkım,sonsuzlarda,
Şehrim kalmış.
Romantik duygular,
Aşk mektupları...
Şiirler ezberimde şimdi.
Aşk acısı,ayrılık acısı,
Yıllarca sürer.
O sıcak nefesinle,yaşar gibi,
Aşkla yaşıyorum.
Yeter ki aşk olsun.
Aşk olsun hayat.
Cemal Borandag.22 Nisan 2016
21 Nisan 2016 Perşembe
Adamın biri Afrika’da safariye çıkarken
Adamın biri Afrika’da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. !
Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. ‘Şimdi başım dertte’ diye düşünmüş minik köpek.
Etrafına bakmış yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yöne çevirerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş; ‘Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?’
Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış. ‘Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım’ diye düşünmüş leopar.
Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış.
Leopar köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna: ‘Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım’ demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş.
‘Şimdi ne yapacağım’ diye düşünürken kaçmaya teşebbüs etmemiş.
Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş;
‘Bu maymun da nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!’
Diploması böyle bir şey işte:
Hızlı düşün,
Sakin ol,
Güçlü görün..
Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. ‘Şimdi başım dertte’ diye düşünmüş minik köpek.
Etrafına bakmış yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yöne çevirerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş; ‘Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?’
Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış. ‘Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım’ diye düşünmüş leopar.
Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış.
Leopar köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna: ‘Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım’ demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş.
‘Şimdi ne yapacağım’ diye düşünürken kaçmaya teşebbüs etmemiş.
Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş;
‘Bu maymun da nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!’
Diploması böyle bir şey işte:
Hızlı düşün,
Sakin ol,
Güçlü görün..
DİPLOMASİ...
Diplomatım biri,fakir bir dostunun yanına gider ve der ki;
Oğlunun evlenmesini sağlaya bilirim.
Adam cevap verir :
Oğlumun hayatına asla karışmam!
Diplomat : ama kız Lort Rothschild'in kızı.
Adam : ha o zaman iş başka
Diplomatın ikinci durağı lordun yanıdır:
Kızınız için bir kısmet buldum lordum.
Lord : Benim kızım vlenmek için küçük.
Diplomat:Ama bu delikanlı dünya bankası başkan yardımcısı...
Lord : Bak o zaman iş başka
Diplomat soluğu Dünya Bankası Başkanı'nın yanında alır:
Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edebileceğim çok iyi bir delikanlı var.
Dünya Bankası Başkanı: Şu an ihtiyacımdan fazla yardımcım var.
Diplomat: Ama bu çocuk Lord Rothschild'in damadı.
Dünya Bankası Başkanı:
Bak o zaman oldu, gelsin başlasın.
İşte diplomasi böyle bir şey...
Oğlunun evlenmesini sağlaya bilirim.
Adam cevap verir :
Oğlumun hayatına asla karışmam!
Diplomat : ama kız Lort Rothschild'in kızı.
Adam : ha o zaman iş başka
Diplomatın ikinci durağı lordun yanıdır:
Kızınız için bir kısmet buldum lordum.
Lord : Benim kızım vlenmek için küçük.
Diplomat:Ama bu delikanlı dünya bankası başkan yardımcısı...
Lord : Bak o zaman iş başka
Diplomat soluğu Dünya Bankası Başkanı'nın yanında alır:
Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edebileceğim çok iyi bir delikanlı var.
Dünya Bankası Başkanı: Şu an ihtiyacımdan fazla yardımcım var.
Diplomat: Ama bu çocuk Lord Rothschild'in damadı.
Dünya Bankası Başkanı:
Bak o zaman oldu, gelsin başlasın.
İşte diplomasi böyle bir şey...
İSMET İNÖNÜ bir gün yorgun ve sinirli bir halde Çankaya'ya çıkıyor.
Kahveden sonra Atatürk soruyor: - Hayrola İsmet?.. Sende bir fevkaladelik var bugün... Ne oldu?.. Neye sinirlendin?
- Türk Hava Kurumu'nun toplantısı vardı da...
- Eee, ne olmuş varsa?
- Fuat beyi (THK Başkanı) epey terlettim... İstifaya falan kalktı.
- Çalışkan çocuktur Fuat... Kurumu da iyi yönetiyor.
- Bunlara bir diyeceğim yok... Fakat canımı sıkan bir şey oldu.
- Neymiş o?
- Hesaplarda bir kuruş oynuyor.
- Bir kuruş.
İnönü:
- Daha önceki toplantıda dikkatimi çekmişti... Bu bir kuruşun nereye gittiğini öğrensinler diye talimat vermiştim. Bulamamışlar... Fuat beyin hassasiyetini anlıyorum... Ama milletimiz ondan daha hassastır... Verdiği paranın nereye gittiğini mutlaka bilmek ister... İstifa bu gibi hallerde en kolay çıkar yoldur... Ama kimseyi rahatlatmaz... Hatta söylentilere bile sebep olur.
Atatürk:
- Demek mesele bu... Bir kuruşun hesabı seni bu kadar üzdü... Haklısın... Kırk para (bir kuruş) günün birinde 40 lira, 40 lira da 400 lira olur... Bu da giderek büyür halkın ağzında... Cumhuriyet'i kurarken böyle bir kuruşlara çok ihtiyacımız oldu.. Peki ne yaptın sonunda?
İnönü:
- Memurları seferber ettim... Ve bir kuruşun yanlışlıkla başka bir hesaba geçirildiğini bulup, çıkarttırdım... Bizim milletimiz cömerttir, elindekini, avucundakini verir... Ama verdiğinin doğru, dürüst yerlere harcandığını görmek ister... Buna inanmak ister.
Atatürk'ün "manevi kızı" Sabiha Gökçen anlatıyor (Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti-Türk Hava Kurumu Yayını- 1982)
1 Kuruşun hesabını soran Milletten, ÇALIYORLAR AMA ÇALIŞIYORLAR diyen bir Millet olduk...!!!
- Türk Hava Kurumu'nun toplantısı vardı da...
- Eee, ne olmuş varsa?
- Fuat beyi (THK Başkanı) epey terlettim... İstifaya falan kalktı.
- Çalışkan çocuktur Fuat... Kurumu da iyi yönetiyor.
- Bunlara bir diyeceğim yok... Fakat canımı sıkan bir şey oldu.
- Neymiş o?
- Hesaplarda bir kuruş oynuyor.
- Bir kuruş.
İnönü:
- Daha önceki toplantıda dikkatimi çekmişti... Bu bir kuruşun nereye gittiğini öğrensinler diye talimat vermiştim. Bulamamışlar... Fuat beyin hassasiyetini anlıyorum... Ama milletimiz ondan daha hassastır... Verdiği paranın nereye gittiğini mutlaka bilmek ister... İstifa bu gibi hallerde en kolay çıkar yoldur... Ama kimseyi rahatlatmaz... Hatta söylentilere bile sebep olur.
Atatürk:
- Demek mesele bu... Bir kuruşun hesabı seni bu kadar üzdü... Haklısın... Kırk para (bir kuruş) günün birinde 40 lira, 40 lira da 400 lira olur... Bu da giderek büyür halkın ağzında... Cumhuriyet'i kurarken böyle bir kuruşlara çok ihtiyacımız oldu.. Peki ne yaptın sonunda?
İnönü:
- Memurları seferber ettim... Ve bir kuruşun yanlışlıkla başka bir hesaba geçirildiğini bulup, çıkarttırdım... Bizim milletimiz cömerttir, elindekini, avucundakini verir... Ama verdiğinin doğru, dürüst yerlere harcandığını görmek ister... Buna inanmak ister.
Atatürk'ün "manevi kızı" Sabiha Gökçen anlatıyor (Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti-Türk Hava Kurumu Yayını- 1982)
1 Kuruşun hesabını soran Milletten, ÇALIYORLAR AMA ÇALIŞIYORLAR diyen bir Millet olduk...!!!
BİLMENİZ GEREKEN 50 FELSEFE FİKRİ
KİTABIN ADI : BİLMENİZ GEREKEN 50 FELSEFE FİKRİ
YAZARI : BEN DUPRE
(Kitap, her biri dört sayfaya sığdırılmış 50 felsefe fikrini irdeliyor. İrdelenen konular, bu güne kadar felsefe tarihini ve filozofları, düşünürleri derinden etkileyen düşünceler. Ben her konunun ayrı ayrı özetini çıkarmak yerine, dikkatimi çeken cümleleri sizlerle paylaşmak istedim. Konuya ilgi duyarsanız ve felsefeye merakınız varsa kitabı almanızı ve bütününü okumanızı öneririm. n.a.)
1. Zorunlu bir gerçek, başka türlü olamayandır. Her konuda ya da bütün olası dünyalarda doğru olmalıdır.
2. Darius Pers hükümdarı iken, sarayındaki Yunanları huzuruna çağırdı ve onlara babalarının cesetlerini yemek için ne kadar istediklerini sordu. Dünyanın parasını verse de böyle bir şey yapmayacaklarını söylediler. Daha sonra Yunanların hazır bulunduğu bir sırada, gerçekten anne-babalarının cesetlerini yiyen Kallatiye adındaki bir kabileden olan Hintlilere (Yunan geleneğinde olduğu gibi) cesetlerini yakmak için ne kadar istediklerini sordu. Onlar da dehşete düştü ve hükümdara, bir daha asla böyle bir şey teklif etmemesini söylediler.
3. Gelenek her şeyden üstündür.
4. Bir ahlaki yargıda bulunurken mutlaka ilgili grubun toplumsal normlarına bakmak gerekir.
5. Aslında ahlaki yaşamımız tartışma ve kınamalarla doludur elbette. Hele ölüm cezası gibi konularda rengimizi güçlü bir şekilde belirtiriz.
6. Küçük veya büyük olsun, bir şekilde ortak bir zemin paylaşmadan mantıklı tartışma yapılamaz. Anlamlı bir iletişim kurabilmek için herhangi bir şey, bir doğru üstünde hemfikir olmak gerekir.
7. Hiçbir ahlak otoriteye dayandırılamaz, otorite dini olsa bile.
8. Erdemli davranışlar tanrılar tarafından sevildiği için mi erdemlidir, yoksa erdemli oldukları için mi tanrılar tarafından sevilirler?
9. Amaç yöntemi haklı çıkarabilir, yeter ki amacı haklı çıkaracak bir şey olsun..
10. Eylemler mutluluğu artırmaya yöneldiği ölçüde doğru, mutluluğun tersini üretmeye yöneldiği ölçüde yanlıştır.
11. Kant'a göre yalan söylememek ahlakın temel ilkelerinden biri, başka bir deyişle "kesin buyruktur", yani bir kimsenin sonuçlarına bakmaksızın, koşulsuz olarak yapmak zorunda olduğu bir şeydir.
12. Eylemini belirleyen ilke öyle olmalı ki, aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını da dileyebilmelisin.
13. İki şey var ki, biz onlar hakkında daha sık ve daha düzenli kafa yordukça, ruhu hep artan bir hayranlık ve huşuyla dolduruyor; tepemizdeki yıldızlı gökyüzü ve içimizdeki ahlak yasası. (Kant)
14. Bir kararda belirli bir muğlaklık seviyesinin kaçınılmaz olması, o kararın alınamayacağı ya da alınmasının doğru olmayacağı anlamına gelmez. Sınırı nerede koyacağımız önemlidir.
15. Yaşamın bazı alanlarında, bazı olaylarda, kişinin yaptığı şeyden ötürü onun övgüye layık olduğunu düşünürüz, ama farklı davransaydı da onu suçlamazdık. (Siperden çıkınca yaralanan, buna rağmen savaşmaya devam eden ve bir süre sonra kan kaybından ölen; ya da bunu yapmayıp yaralandığında yerde kalıp, gelen sıhhiyeler tarafından hastaneye götürülüp, yaşamaya devam eden bir asker..n.a.)
16. Yukarıdaki kuramın özeti; görev zaten yapılması sıradan bir görev olamaz, övgüye değer olmalıdır, gerçekleştirilmemesi durumunda kimse suçlamada bulunamaz.
17. Paranızın bir kısmını düzenli olarak muhtaç insanlara harcıyorsunuz. Bu ahlaksal bir zorunluluk değildir. Başkaları, bağışta bulunduğunuz için sizi övebilir ama size uymadıkları için kendilerini kötü hissetmezler. Ancak, bu olaya faydacı açıdan bakarsanız; böyle bir eylem genel faydayı artırıyorsa bunun yapılması gereken şey olmadığı nasıl söylenebilir?
18. Ne tür insanlar olmamız gerektiğinden ziyade, ne tür şeyler yapmamız gerektiğine karar vermeliyiz.
19. İyi bir insan olmak ve doğruyla yanlışı ayırt etmek öncelikle bazı ahlak kurallarını ve ilkelerini anlama ve uygulama meselesidir. Daha doğrusu bu, doğru eğitim ve uygulamalar yoluyla bilgelik kazanarak koşullara uygun davranışları sergileyecek bir insan olma ya da böyle bir insana dönüşme meselesidir. Kısacası, doğal ya da sonradan edinilmiş olsun, doğru kişilik ve huylar, doğru davranış biçimlerini ortaya çıkarır. Söz konusu huylara erdem denir.
20. Yunanlar dört ana erdemden söz eder; cesaret, adalet, kendine hakim olma, pratik akıl.
21. Herhangi bir geçmiş olayın ya da olaylar dizisinin ne kadar düşük ihtimalli olduğu (rastgele ve bağımsız oldukları sürece) gelecekteki olayların ihtimallerini ilgilendirmez. Başka türlü sanmaya "kumarbaz yanılgısı" denir.
22. İnsan konuşamayacağı şey hakkında susmalıdır.
23. İki iddiadan birini seçmemiz gerektiğinde, daha az varsayıma gerek duyan açıklamanın daha muhtemel olduğunu düşünürüz.
24. Bir insanın eylemlerini anlamaya çalışırken kaçınılmaz olarak niyetleriyle ilgili varsayımlarda bulunuruz. Bir sanat yapıtının yorumlanması da kısmen benzer varsayımlar ve çıkarımlar yapılmasına bağlı değil midir? Sonuç olarak, yazar veya sanatçının yapıtının hangi anlamı taşımasına niyet ettiğinin yapıtın gerçekte hangi anlamı taşıdığıyla bağıntısız olduğu düşüncesi yenilir-yutulur gibi değildir.
25. TANRI İLE İLGİLİ GELİŞTİRİLEN "KÖTÜLÜK PROBLEMİ"..
· Tanrı alim-i mutlaktır; mantıksal olarak bilinmesi mümkün olan her şeyi bilir,
· Tanrı kadir-i mutlaktır; mantıksal olarak yapılması mümkün olan her şeyi yapmaya gücü yeter,
· Tanrı rahim-i mutlaktır; evrensel iyi niyet sahibidir, yapılması mümkün olan her iyi şeyi yapmayı arzu eder..
Kötülük problemini özellikle göz önünde tutarak, bu üç temel sıfattan akılla şu çıkarımlar yapılabilir:
· Eğer Tanrı alim-i mutlaksa, yaşanan bütün bu acı ve ızdırabın baştan aşağı farkındadır,
· Eğer Tanrı kadir-i mutlaksa, bütün acı ve ızdırabı önlemeye gücü yeter,
· Eğer Tanrı rahim-i mutlaksa, bütün acı ve ızdırabı önlemeyi ister.
Tanrı, bütün bunların sonucu olarak; Tanrı neler olup-bittiğini ya bilmiyordur, ya umursamıyordur, ya bu konuda elinden bir şey gelmiyordur, ya da Tanrı yoktur.
26. Dünyanın herhangi bir andaki durumu, bir önceki durumu tarafından zorunlu kılınmış ya da belirlenmiştir, ki o durum da kendinden bir önceki tarafından belirlenmiştir.
27. Tanrı'ya inanmak, nihayetinde akıl değil, iman meselesidir.
28. İman gönüllü bir teslimiyet halidir ve ancak Tanrı'nı lütfuyla kazanılabilir. Bununla birlikte yine de kişinin samimi bir irade göstermesini gerektirir. Dinsel inancın akılcı zeminde doğru dürüst savunulamayacağı olgusu, imancının elinde artı bir değere dönüşür. Eğer Tanrı'ya inanmaya giden tam anlamıyla akılcı bir yol olsaydı, imana gerek olmazdı, ama akıl bu doğrulamayı sağlayamadığı için iman devreye girer ve boşluğu doldurur.
29. İbrahim, Tanrı'nın buyruklarını sorgusuz sualsiz kabul etme açısından dini imanın bir numaralı örneği kabul edilir; hatta bu doğrultuda öz oğlu İshak'ı kurban etmekten bile çekinmemiştir. Ne var ki, dinsel bağlamdan çıkarıp rasyonel açıdan bakılacak olursa İbrahim'in davranışı deliliktir.
(İslam alemi, bu olayda İsmail'in kurban edileceğini bilgisine sahiptir, bu bilgi yanlıştır, İbrahim'in çok ileri yaşlarda çocuk sahibi olmak istemesi, Tanrı'nın bunu kabul ederek İbrahim'e verdiği oğlan çocuk İshak'tır. İsmail evlatlık olarak alınmış olan çocuktur. n.a.)
30. Hıristiyanlığı gerçeklerden daha çok severek yola koyulan kişi, bir süre sonra kendi mezhebini Hıristiyanlıktan daha çok sevmeye başlayacak, en sonunda da hepsinden çok kendini sevecektir.
31. Dinsel inanç özümüzde var olan pek çok ilkel ihtiyaç ve kaygılara açık yanıtlar sağlar.
32. Otoriteye kolayca itaat eden insan, ahlakı ve yasaları kendilerince yorumlayan cemaat ve tarikatların etkisine de daha kolay girer, bu da bazen bağnazlık ve yobazlığa dönüşebilir.
33. TANRI'YA İNANMA KONUSUNDA, "PASCAL'IN KUMARI" ARGÜMANI
· Tanrı'ya inanabilir ya da inanmayabiliriz. Eğer inanmayı tercih edersek ve haklı çıkarsak, yani Tanrı varsa, sonsuz mutluluğu yakalarız. Eğer haksız çıkarsak pek bir şey kaybetmeyiz.
· Öte yandan inanmamayı tercih eder ve haklı çıkarsak, yani Tanrı yoksa, hiçbir şey kaybetmeyiz ama fazla bir şey de kazanmayız.
· Ama eğer haksız çıkarsak, muazzam bir kaybımız olur, en iyi ihtimalle sonsuz mutluluğu elimizden kaçırmış oluruz, en kötü ihtimalle sonsuz cehennem azabına mahkum oluruz.
· Kazanacak şey bu kadar çok, kaybedecek şey bu kadar az olduğuna göre Tanrı'nın var olduğunu düşünerek hareket etmemek hata olur.
34. Negatif özgürlük, dış müdahalelere karşı özgür olmaktır. Pozitif özgürlük ise genellikle birtakım amaçlara olaşma özgürlüğü olarak nitelenir.
35. İnsan toplumlarının dinamikleri inanılmaz karmaşıktır, ama genel olarak adil toplumların adil olmayanlardan daha istikrarlı ve uzun ömürlü olduğunu varsayabiliriz. Bir toplumun üyeleri, toplumu bir arada tutan kurallara uymanın ve toplumun kurumlarını yaşatmanın adil olduğuna inanmalıdır.
36. İnsanlar hepsini birden korku altında tutacak ortak bir güç olmadan yaşadıkları zaman, savaş denilen durumda olurlar; ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır.
37. Böylece ilk sıraya, bütün insanlarda var olan ve ancak ölümle sona eren, sürekli ve durmak bilmez bir kudret, daha fazla kudret eğilimini koyuyorum. (Thomas Hobbes)
38. Kılıcın zoru olmadıkça ahitler sözlerden ibarettir.
39. Ahlaki düşüncelerimizin altında yatan temel sezgi hakkaniyettir.
40. Roma İmparatorluğu'nun dördüncü yüzyılda Hıristiyanlığa geçmesi, Hıristiyanlığın erken dönemlerinde görülen barışçı eğilimler ile imparatorluk yöneticilerinin askeri ihtiyaçları arasında bir uzlaşmayı gerektirmişti.
41. Bazen eylem ne kadar beyhude görünse de bir saldırgana karşı koymak kesinlikle doğrudur; direnmemek ise ahlaksızlık, hatta korkaklıktır.
42. Siyaset kan dökülmeyen savaştır, savaş ise kan dökülen siyasettir. (Mao Zedung)
YAZARI : BEN DUPRE
(Kitap, her biri dört sayfaya sığdırılmış 50 felsefe fikrini irdeliyor. İrdelenen konular, bu güne kadar felsefe tarihini ve filozofları, düşünürleri derinden etkileyen düşünceler. Ben her konunun ayrı ayrı özetini çıkarmak yerine, dikkatimi çeken cümleleri sizlerle paylaşmak istedim. Konuya ilgi duyarsanız ve felsefeye merakınız varsa kitabı almanızı ve bütününü okumanızı öneririm. n.a.)
1. Zorunlu bir gerçek, başka türlü olamayandır. Her konuda ya da bütün olası dünyalarda doğru olmalıdır.
2. Darius Pers hükümdarı iken, sarayındaki Yunanları huzuruna çağırdı ve onlara babalarının cesetlerini yemek için ne kadar istediklerini sordu. Dünyanın parasını verse de böyle bir şey yapmayacaklarını söylediler. Daha sonra Yunanların hazır bulunduğu bir sırada, gerçekten anne-babalarının cesetlerini yiyen Kallatiye adındaki bir kabileden olan Hintlilere (Yunan geleneğinde olduğu gibi) cesetlerini yakmak için ne kadar istediklerini sordu. Onlar da dehşete düştü ve hükümdara, bir daha asla böyle bir şey teklif etmemesini söylediler.
3. Gelenek her şeyden üstündür.
4. Bir ahlaki yargıda bulunurken mutlaka ilgili grubun toplumsal normlarına bakmak gerekir.
5. Aslında ahlaki yaşamımız tartışma ve kınamalarla doludur elbette. Hele ölüm cezası gibi konularda rengimizi güçlü bir şekilde belirtiriz.
6. Küçük veya büyük olsun, bir şekilde ortak bir zemin paylaşmadan mantıklı tartışma yapılamaz. Anlamlı bir iletişim kurabilmek için herhangi bir şey, bir doğru üstünde hemfikir olmak gerekir.
7. Hiçbir ahlak otoriteye dayandırılamaz, otorite dini olsa bile.
8. Erdemli davranışlar tanrılar tarafından sevildiği için mi erdemlidir, yoksa erdemli oldukları için mi tanrılar tarafından sevilirler?
9. Amaç yöntemi haklı çıkarabilir, yeter ki amacı haklı çıkaracak bir şey olsun..
10. Eylemler mutluluğu artırmaya yöneldiği ölçüde doğru, mutluluğun tersini üretmeye yöneldiği ölçüde yanlıştır.
11. Kant'a göre yalan söylememek ahlakın temel ilkelerinden biri, başka bir deyişle "kesin buyruktur", yani bir kimsenin sonuçlarına bakmaksızın, koşulsuz olarak yapmak zorunda olduğu bir şeydir.
12. Eylemini belirleyen ilke öyle olmalı ki, aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını da dileyebilmelisin.
13. İki şey var ki, biz onlar hakkında daha sık ve daha düzenli kafa yordukça, ruhu hep artan bir hayranlık ve huşuyla dolduruyor; tepemizdeki yıldızlı gökyüzü ve içimizdeki ahlak yasası. (Kant)
14. Bir kararda belirli bir muğlaklık seviyesinin kaçınılmaz olması, o kararın alınamayacağı ya da alınmasının doğru olmayacağı anlamına gelmez. Sınırı nerede koyacağımız önemlidir.
15. Yaşamın bazı alanlarında, bazı olaylarda, kişinin yaptığı şeyden ötürü onun övgüye layık olduğunu düşünürüz, ama farklı davransaydı da onu suçlamazdık. (Siperden çıkınca yaralanan, buna rağmen savaşmaya devam eden ve bir süre sonra kan kaybından ölen; ya da bunu yapmayıp yaralandığında yerde kalıp, gelen sıhhiyeler tarafından hastaneye götürülüp, yaşamaya devam eden bir asker..n.a.)
16. Yukarıdaki kuramın özeti; görev zaten yapılması sıradan bir görev olamaz, övgüye değer olmalıdır, gerçekleştirilmemesi durumunda kimse suçlamada bulunamaz.
17. Paranızın bir kısmını düzenli olarak muhtaç insanlara harcıyorsunuz. Bu ahlaksal bir zorunluluk değildir. Başkaları, bağışta bulunduğunuz için sizi övebilir ama size uymadıkları için kendilerini kötü hissetmezler. Ancak, bu olaya faydacı açıdan bakarsanız; böyle bir eylem genel faydayı artırıyorsa bunun yapılması gereken şey olmadığı nasıl söylenebilir?
18. Ne tür insanlar olmamız gerektiğinden ziyade, ne tür şeyler yapmamız gerektiğine karar vermeliyiz.
19. İyi bir insan olmak ve doğruyla yanlışı ayırt etmek öncelikle bazı ahlak kurallarını ve ilkelerini anlama ve uygulama meselesidir. Daha doğrusu bu, doğru eğitim ve uygulamalar yoluyla bilgelik kazanarak koşullara uygun davranışları sergileyecek bir insan olma ya da böyle bir insana dönüşme meselesidir. Kısacası, doğal ya da sonradan edinilmiş olsun, doğru kişilik ve huylar, doğru davranış biçimlerini ortaya çıkarır. Söz konusu huylara erdem denir.
20. Yunanlar dört ana erdemden söz eder; cesaret, adalet, kendine hakim olma, pratik akıl.
21. Herhangi bir geçmiş olayın ya da olaylar dizisinin ne kadar düşük ihtimalli olduğu (rastgele ve bağımsız oldukları sürece) gelecekteki olayların ihtimallerini ilgilendirmez. Başka türlü sanmaya "kumarbaz yanılgısı" denir.
22. İnsan konuşamayacağı şey hakkında susmalıdır.
23. İki iddiadan birini seçmemiz gerektiğinde, daha az varsayıma gerek duyan açıklamanın daha muhtemel olduğunu düşünürüz.
24. Bir insanın eylemlerini anlamaya çalışırken kaçınılmaz olarak niyetleriyle ilgili varsayımlarda bulunuruz. Bir sanat yapıtının yorumlanması da kısmen benzer varsayımlar ve çıkarımlar yapılmasına bağlı değil midir? Sonuç olarak, yazar veya sanatçının yapıtının hangi anlamı taşımasına niyet ettiğinin yapıtın gerçekte hangi anlamı taşıdığıyla bağıntısız olduğu düşüncesi yenilir-yutulur gibi değildir.
25. TANRI İLE İLGİLİ GELİŞTİRİLEN "KÖTÜLÜK PROBLEMİ"..
· Tanrı alim-i mutlaktır; mantıksal olarak bilinmesi mümkün olan her şeyi bilir,
· Tanrı kadir-i mutlaktır; mantıksal olarak yapılması mümkün olan her şeyi yapmaya gücü yeter,
· Tanrı rahim-i mutlaktır; evrensel iyi niyet sahibidir, yapılması mümkün olan her iyi şeyi yapmayı arzu eder..
Kötülük problemini özellikle göz önünde tutarak, bu üç temel sıfattan akılla şu çıkarımlar yapılabilir:
· Eğer Tanrı alim-i mutlaksa, yaşanan bütün bu acı ve ızdırabın baştan aşağı farkındadır,
· Eğer Tanrı kadir-i mutlaksa, bütün acı ve ızdırabı önlemeye gücü yeter,
· Eğer Tanrı rahim-i mutlaksa, bütün acı ve ızdırabı önlemeyi ister.
Tanrı, bütün bunların sonucu olarak; Tanrı neler olup-bittiğini ya bilmiyordur, ya umursamıyordur, ya bu konuda elinden bir şey gelmiyordur, ya da Tanrı yoktur.
26. Dünyanın herhangi bir andaki durumu, bir önceki durumu tarafından zorunlu kılınmış ya da belirlenmiştir, ki o durum da kendinden bir önceki tarafından belirlenmiştir.
27. Tanrı'ya inanmak, nihayetinde akıl değil, iman meselesidir.
28. İman gönüllü bir teslimiyet halidir ve ancak Tanrı'nı lütfuyla kazanılabilir. Bununla birlikte yine de kişinin samimi bir irade göstermesini gerektirir. Dinsel inancın akılcı zeminde doğru dürüst savunulamayacağı olgusu, imancının elinde artı bir değere dönüşür. Eğer Tanrı'ya inanmaya giden tam anlamıyla akılcı bir yol olsaydı, imana gerek olmazdı, ama akıl bu doğrulamayı sağlayamadığı için iman devreye girer ve boşluğu doldurur.
29. İbrahim, Tanrı'nın buyruklarını sorgusuz sualsiz kabul etme açısından dini imanın bir numaralı örneği kabul edilir; hatta bu doğrultuda öz oğlu İshak'ı kurban etmekten bile çekinmemiştir. Ne var ki, dinsel bağlamdan çıkarıp rasyonel açıdan bakılacak olursa İbrahim'in davranışı deliliktir.
(İslam alemi, bu olayda İsmail'in kurban edileceğini bilgisine sahiptir, bu bilgi yanlıştır, İbrahim'in çok ileri yaşlarda çocuk sahibi olmak istemesi, Tanrı'nın bunu kabul ederek İbrahim'e verdiği oğlan çocuk İshak'tır. İsmail evlatlık olarak alınmış olan çocuktur. n.a.)
30. Hıristiyanlığı gerçeklerden daha çok severek yola koyulan kişi, bir süre sonra kendi mezhebini Hıristiyanlıktan daha çok sevmeye başlayacak, en sonunda da hepsinden çok kendini sevecektir.
31. Dinsel inanç özümüzde var olan pek çok ilkel ihtiyaç ve kaygılara açık yanıtlar sağlar.
32. Otoriteye kolayca itaat eden insan, ahlakı ve yasaları kendilerince yorumlayan cemaat ve tarikatların etkisine de daha kolay girer, bu da bazen bağnazlık ve yobazlığa dönüşebilir.
33. TANRI'YA İNANMA KONUSUNDA, "PASCAL'IN KUMARI" ARGÜMANI
· Tanrı'ya inanabilir ya da inanmayabiliriz. Eğer inanmayı tercih edersek ve haklı çıkarsak, yani Tanrı varsa, sonsuz mutluluğu yakalarız. Eğer haksız çıkarsak pek bir şey kaybetmeyiz.
· Öte yandan inanmamayı tercih eder ve haklı çıkarsak, yani Tanrı yoksa, hiçbir şey kaybetmeyiz ama fazla bir şey de kazanmayız.
· Ama eğer haksız çıkarsak, muazzam bir kaybımız olur, en iyi ihtimalle sonsuz mutluluğu elimizden kaçırmış oluruz, en kötü ihtimalle sonsuz cehennem azabına mahkum oluruz.
· Kazanacak şey bu kadar çok, kaybedecek şey bu kadar az olduğuna göre Tanrı'nın var olduğunu düşünerek hareket etmemek hata olur.
34. Negatif özgürlük, dış müdahalelere karşı özgür olmaktır. Pozitif özgürlük ise genellikle birtakım amaçlara olaşma özgürlüğü olarak nitelenir.
35. İnsan toplumlarının dinamikleri inanılmaz karmaşıktır, ama genel olarak adil toplumların adil olmayanlardan daha istikrarlı ve uzun ömürlü olduğunu varsayabiliriz. Bir toplumun üyeleri, toplumu bir arada tutan kurallara uymanın ve toplumun kurumlarını yaşatmanın adil olduğuna inanmalıdır.
36. İnsanlar hepsini birden korku altında tutacak ortak bir güç olmadan yaşadıkları zaman, savaş denilen durumda olurlar; ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır.
37. Böylece ilk sıraya, bütün insanlarda var olan ve ancak ölümle sona eren, sürekli ve durmak bilmez bir kudret, daha fazla kudret eğilimini koyuyorum. (Thomas Hobbes)
38. Kılıcın zoru olmadıkça ahitler sözlerden ibarettir.
39. Ahlaki düşüncelerimizin altında yatan temel sezgi hakkaniyettir.
40. Roma İmparatorluğu'nun dördüncü yüzyılda Hıristiyanlığa geçmesi, Hıristiyanlığın erken dönemlerinde görülen barışçı eğilimler ile imparatorluk yöneticilerinin askeri ihtiyaçları arasında bir uzlaşmayı gerektirmişti.
41. Bazen eylem ne kadar beyhude görünse de bir saldırgana karşı koymak kesinlikle doğrudur; direnmemek ise ahlaksızlık, hatta korkaklıktır.
42. Siyaset kan dökülmeyen savaştır, savaş ise kan dökülen siyasettir. (Mao Zedung)
BABA EVİ
El sallamıştı,babam.
Yolun açık olsun.
Sende bir babasın artık.
Kulağıma fısıldadı,annem
Anlatırdı,misallerle
Babam,ruhuma.
Anlatılanlar,yaşantım dı, sanki.
Harpler,darpler,yokluklar,
Kıtlıklar,gördü.
Of demedi bir gün.
Mücadele etmek,şevk verirdi sanki.
Yetiştikçe evlatları.
Onlarla büyür gibi,neşeli,şen
Şakrak.
Böyle durulur ancak,
Hayatla mücadele,yaşayarak!
Cemal Borandağ Tuzla-İstanbul 14 Nisan 2016
Yolun açık olsun.
Sende bir babasın artık.
Kulağıma fısıldadı,annem
Anlatırdı,misallerle
Babam,ruhuma.
Anlatılanlar,yaşantım dı, sanki.
Harpler,darpler,yokluklar,
Kıtlıklar,gördü.
Of demedi bir gün.
Mücadele etmek,şevk verirdi sanki.
Yetiştikçe evlatları.
Onlarla büyür gibi,neşeli,şen
Şakrak.
Böyle durulur ancak,
Hayatla mücadele,yaşayarak!
Cemal Borandağ Tuzla-İstanbul 14 Nisan 2016
13 Nisan 2016 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)