12 Mayıs 2016 Perşembe

Bir uçak yolculuğunda yan koltukta oturan bir adam

Bir uçak yolculuğunda yan koltukta oturan bir adamın alyansını sağ elinin işaret parmağına taktığını fark eden yazar yorum yapmaktan kendini alamaz; 'Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız!' Adam bunun üzerine; Yanlış kadınla evlendim de ondan!' diye karşılık verir. yazar bu anıyı aktardıktan sonra şöyle sorar; 'Peki ya bu adam doğru adam mı?
Yani kadın doğru adamla mı evlenmiş? Yanlış seçilmiş bir insana doğru insanmış gibi davranırsanız sonuçta doğru insanla evlenmiş olmaz mısınız? Doğru seçilmiş bir insanla evlendiğiniz halde yanlış davranıyorsanız yanlış bir evlilik yapmışsınız demektir çünkü. Doğru insan olmak doğru insanla evlenmekten çok daha fazlasıdır!' Yazar kitabında şu öyküyü anlatır.. 'Yıllar önce Hawai'de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır. Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda inek vermek zorundadır. İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir. Ve adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır.
Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle -kabul görmeyen- tipte, şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir; 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir; hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya razıdır.
Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. Herkes en azından isteneni yani; 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir!!.. O dönemlerde normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve damat iki yıllık balayı planlamıştır.
Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Jony ve eşi olduğundan emin değildir. Aslında Johny'i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır; yaklaşan kadın çok güzel, zarif birisidir.
İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. Fakat kızın güzelliği,cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından bakanlar Johnny'nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş yaptığını düşünürler.
'Yazar işin püf noktasını şöyle özetler; 'Johnny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi.'Bu hep böyle olmaktadır; eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir. Aslında 'doğru adam', 'doğru kadını'inşa eder, 'doğru kadın' da 'doğru adamı'

Bir babanın, evlenecek oğluna nasihati

Âkil adam, Peygamber Efendimiz’in (asm) sözlerinden ve tecrübelerinden hareketle, oğluna evlenmeden evvel birkaç öğüt verir. İşte onlardan bir demet: Oğlum! Şimdi sana 30 yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak bazı nasihatlerde bulunacağım. Bu nasihatle uyarsan dünyada mutlu bir ömür geçirdiğin gibi, ahirette de ebedî saadete ulaşırsın inşaallah.

* Doğup büyüdüğü, senelerce yaşadığı bir yuvadan çıkarak, yabancı bir yere gelecek, huyunu-suyunu tam olarak bilmediğin bir insanla yaşayacak, bir yastıkta kocayacaksınız.

* Sen ona dost ol ki, o sana sevgili olsun.

* Sen evin direği ol ki, o da kirişi olsun.

* Sen ona hizmetkâr ol ki, o da sana cariye olsun.

* Ona sıkıntı verme ki, o da sana huzur kaynağı olsun.

* Sen ondan uzaklaşma ki, o da sana yakın olsun!

* Onun eğe, kaburga kemiğinden (mecazdır) yaratıldığını unutma ki, doğrultmaya kalkmayasın!

* Gözü ol, kulağı ol, kolu ol, gücü ol, onu koru ki, başkasına sığınmasın!

* Dışarıda işlerinle, içeride eşinle, çocuklarınla meşgul ol!

* Yiyecek, içecek hususunda cömert ol; “kanaati, iktisadı öğret”, ancak

“Çok harcıyor, israf ediyor” diye asla şikâyette bulunma!

* Karının hakkını kendi hakkına tercih et!

* Eşinin akrabasını gözet!

* Evde asla asık suratlı olma, onu sevdiğini sık sık ifadeden çekinme!

* Eşinin senden ne istediklerini dikkatle not al! Meşrû isteklerini geri çevirmemeye çalış. Gücünün yetmediklerini ise, belirli bir takvime bağla. Tarihî geldiğinde de vaadini yerine getir.

* Evin idare ve düzeni ona aittir, her şeye karışma!

* Çocuklarının en büyük ve en tesirli hocası anneleridir.

* Eşinle sık sık istişare et.

* Yaptığın işleri, iyilikleri başına kakma! İyilik olarak ektiğin her tane, yüz tane olarak sana döner!

* Emirler yağdırmaktan kaçın. Ona güzellikle, iyilikle ve yumuşak sözle nasihat et.

* Hanımının hatalarını sakın çocuklarının ve başkalarının yanında söyleme. Yalnız iken, yumuşak bir şekilde söyle!

* Aile sırlarınızı kimseyle paylaşma.

* Kötü alışkanlıklardan ve yalandan uzak dur! Bunlar yuvayı içten içe yıkan birer kurttur.

* Sen ona katlanırsan, o da sana katlanır. O katlanmazsa da Allah’ın seni onunla imtihan ettiğini düşün. Ona her yönüyle iyi bir hayat arkadaşı olmaya çalış!

* Önemli gün ve bilhassa bayramlarda küçük ve basit de olsa, ona hediyeler al!

* Unutma, eşine merhamet edersen, sana da merhamet edilir.

* Daima tefekkürde ol. İbadetlerini ifâ et. Namazlarını vaktinde ve mümkünse cemaatle kılmaya çalış!

* Sen Allah’tan razı ol ki, Allah da senden razı olsun! Senin rızan, nimete şükür, nikmete rıza ve sabretmektir.

* Şu sözü çerçeveleterek başının üzerine as: “Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlâkın gereğine göre davran.” (Tirmizi, Birr, 55.)

* Evliliğin de senin için bir imtihan olduğunu hiçbir zaman aklından çıkarma. Düşündüren Bilgilendiren.

İnsanları teklifsizce bir gruba eklemeyin

1- İnsanları teklifsizce bir gruba eklemeyin! 2- Biriyle yazışmaya başlarken nezaket kurallarını unutmayın! 3- Dürtmek de ne demek?! Bu ne münasebetsizce bir iletişim kurma biçimi?! 4- Mankenlik ya da dizi oyunucusu ajansına başvuru fotoğrafı gibi fotoğraflarınızı yayınlamayın! 5- Deniz ve havuz fotoğrafı diye kendinizi teşhir etmeyin! 6- Değişik ruh hallerine kendinizi kaptırıp mesajlar atmayın. kimse sizi çekmek zorunda değil. 7- Güvenlik cahili olmayın! Her türlü bilginizi paylaşmayın! 8- Yediğinizi, içtiğinizi görgüsüzce fotoğraflamayın. Hakkınızda basit bir yargı oluşturuyorsunuz… 9- Mıç mıç ilişki yaşayanların balayında otel odasınınfotoğraflarını görmek zorunda da değil kimse. Ayrıca 2 gün sonra o ilişki bitince siz ne duruma düşeceksiniz? 10- “Facebook nikahı” diye bir nikah türü yok. “İlişkisi var” yazarken ya da yazdırırken geleceğinizi düşünün! 11- “Klavye delikanlılığı” tabiriyle, insanların siyasi, kültürel veya dini fikirlerine saldırıda bulunmayın! 12- Paylaşımlarınızda cinsiyetçi bir dil ayrımına gitmeyin. “Erkkeeekk” ya da “Kadın gibisin” türünde mesela… 13- Komplekslerinizi sergilemeyin. Paylaşımlarınızı en az iki kere düşünerek yapın:) 14- Kültürlü insan portresi çizeyim derken, cehaletinizi ortaya dökmeyin:) 15- “Trafik canavarı” gibi, siz de “facebook canavarı” olmayın! 16- Kopyala / yapıştır şiirlerden bıktık. 17- “Özlü sözler” gittikçe daha fazla kamyon arkası ya da minibüs yazılarına dönüştü. 18- Birlikte fotoğraf çektirdiğiniz insanları izinsiz etiketlemeyin! Her anını sizin gibi facebook üzerinden paylaşmaya meraklı değildir belki de! 19- Dini duyguları, hastalık gibi olayları kendi reytinginize alet etmeyin! Utanç verici bir duruma düşüyorsunuz! 20- “Bu yazıyı paylaşırsanız üç gün içinde başınız göğe erecek, ama paylaşmazsanız cin çarpmışa dönersiniz” gibi, batıl inançlarınıza engel olamayıp paylaştığınız şeylerle başkalarını ne derece rahatsız edebileceğinizi biraz düşünün! Paylaşım kirliliği! 21- Hastalık bilgilerinizi, hastane görüntülerinizi paylaşmayın. İnsanlardan bu görüntüleriniz aracılığıyla ilgi dilenmeyin. Aciz ve acınası istekler bunlar. “Yarın ameliyat olacağım, dualarınızı eksik etmeyin”, ya da, “Sayfamda 3000 arkadaşım var, kimse ziyaretime gelmedi” gibi durumunuzu paylaşmak da ne demek? Dostunuz, yakınınız zaten Facebooktan yanınızda olsa ne olacak?

Bir Çin prensi tahta çıkacaktı

Bir Çin prensi tahta çıkacaktı ama yasalara göre, daha önce evlenmesi gerekiyordu. Uygun bir aday bulmak için bölgedeki genç kızları huzuruna çağırdı. Saraydaki hizmetçilerden birinin kızı prensi çok seviyordu. O da prensin huzuruna çıkmak istedi. Annesinin uyarılarını dinlemedi, çünkü sevdiği adamı bir kere bile görmek onu mutlu edecekti. Beklenen gece geldi. Genç ve güzel kızlar en güzel giysilerini giymişler, süslenmişler, kendilerini beğendirmek için her çareye başvurmuşlardı. Prens kızlara birer tohum verdi. Bunu saksılarına dikmelerini, altı ay sonra gelmelerini söyledi. En güzel çiçeği yetiştiren kızı kendine eş olarak seçecekti. Herkes tohumu alıp heyecanla evlerine geri döndü. Genç kız da kendisine verilen tohumu alıp saksıya ekti. O kadar bakmasına, özenmesine karşılık toprakta tek bir filiz bile görünmedi. Her şeyi denedi, uzmanlara danıştı ama bir fayda göremedi. Altı ay dolmuştu ama saksı hâlâ bomboştu. Prens sunacağı bir çiçek olmadığı halde gene de belirtilen gün ve saatte boş saksıyla saraya gitti. Oysa diğer kızlar güzel çiçekli saksılarla gelmişlerdi… Sonunda beklenen an geldi. Prens salona girdi, kızların arasında dolaştı, saksıları birer birer inceledi. Hizmetçinin kızını kendine eş olarak seçtiğini duyurdu. Herkes şaşırmıştı. Diğer kızlar bu karara tepki gösterdiler, itiraz ettiler. Boş saksıyla gelen kız nasıl eş olarak seçilirdi? Prens durumu şöyle açıkladı: “Bu genç hanım en değerli çiçeği yetiştirip bana sundu. O çiçeğin adı dürüstlük çiçeğidir. Çünkü sizlere dağıttığım tohumların hepsi sahteydi ve çiçek açmaları olanaksızdı.”

KADIN VE ERKEK - KADIN:

KADIN VE ERKEK - KADIN: Kadın dünya gibidir... 20 yasında Afrıka gibidir, yarı patlayıcı. 30 yasında Hindistan gibidir, sıcak, insancıl, mistik. 40 yasında Amerika gibidir, tekniği mükemmel. 50 yasında Avrupa gibidir, deneyimli ve yorgun. 60 yasında Sibirya gibidir, herkes yerini bilir, ama gitmek istemez. ERKEK: Erkek tren gibidir... 20 yasında Posta treni gibidir, her istasyona uğrar. 30 yasında özel trendir, ancak büyük kasabalarda durur. 40 yasında ekspres gibidir, büyük şehirlere uğrar. 50 yasında eski bir lokomotif gibidir, sık sık yağlamak gerekir. 60 yasında bir yere gitmez, depoda kalır.

Mahkeme salonunda

Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı... Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına: - Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun? Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı: - Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan... Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda... Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu... Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı... Kadın neler diyecekti? Herkes, onu dinliyordu... Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti: - Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez... 50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş doğmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye. İyi gelirmiş derlerdi. 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi. Taa ki geçen geceye kadar... O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım... Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, her şeyimi verdim. Ondan hiçbir şey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim. Hakim yaşlı adama dönerek: - Diyeceğin bir şey var mı, baba? dedi. Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi. Tane tane konuştu: - Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime'mi de orada tanıdım. Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. Yeni evlendiğimizde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim "Çok uzun süre uyanmadan yatarsa, boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir" dedi. "Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin" dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun... Lafım geçmedi... O günlerde; tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz tuttu. Ben ona: "Çiçeği geceleri sularsan geçer" dedim. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki... dedi adam. O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle... - Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey... Geçen gece de... Yaşlılık... Ben de uyanamadım. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım... Sesimi çıkartamadım... O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu... "Sevgide cömert, ama sevdiklerimizi kırmada oldukça cimri olalım!"

Adam karısına pek hoş davranmaz,

Adam karısına pek hoş davranmaz, kalbini kırar. Sonra karısından sofrayı kurmasını ister. Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını. Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra karısından tuz ister. Karısı; “Sen yemeğe devam et ben getiririm”, der ve içeri gider. Adam ikide bir; “tuz nerde kaldı hanım?” diye sorar. Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir . Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez. Adam tuzu isteye isteye karnını doyurur. Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler. Hanım mutfağa gider, ve elinde tuzla geri döner. Adam merak eder ve sorar; “Bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der. Karısı da ona; “Senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz'' der. Hani derler ya öfke rüzgar gibidir, bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bile. Yaşamı boyunca herkes birini bulur ama birbirini bulmak çok az insana nasip olur. O yüzden sevdiğinize sahip çıkın, onu önemseyin ve kırmayın. Kadın mutluysa güzelleşir, güzelse mutlu olur. Mutlu olursa sen de mutlu olursun. Sevdiğinizi üzmeyin... Hakan Mengüç

DOMATES YAŞAR

Sevdalandığım şehrim Pazarcıkta yaşamak ayrıcalıklıdır. Çünkü yeni doğan bebeğin göbeğini ya ziyaret tepesinin göbeğine veya kartalkaya barajının tam ortasına ya da okul bahçesinin güllerinin köküne gömerler. Filler yaşlandığı zaman doğduğu yere belkide göbeğini aramaya geliyorlardır. Gerçi herkes çocukluğunun geçtiği yerleri çok severmiş. Oranın dağına tepesine ormanına suyuna çiçeğine böceğine benzermiş. Belkide biz ana rahmine düşmeden önce arının konup bal topladığı çiçektendik. Doğanın gücünü düşündüğünde insan aklı almayacağı derecede düşünüyor. Belkide insan ,düşüne düşüne ya saz şairi ya ozan ya da filozof olur herhalde.

Bu dünyaya yaşamaya geldiğimize göre, çok derin düşünmeye gerek yok denilebilir. Ama belkide derin düşünüp yaşamın zevkine daha fazla varıyorsunuzdur. Düşünmeden yaşanan hayat bence hayat değildir. Hayatın güzellikleri belkide çok küçük bir ayrıntıdadır. Tatlı bir gülüştedir. Bir nezakettedir. Tatlı bir sözdedir. Sazın telinde davulun tokmağında çekilen halayın çoşkusundadır Bence ,bir gülmü güzel yoksa onu gören göz mü güzel. Güzellik hem gülün güzelliğinde hemde onu gören gözdedir. Belki kokladığı kokuda belkide sevgilisine sunduğu güzelliktedir. Gül ortamı güzelleştirir. Onun için insanlar doğada bulunduğu zaman daha çok mutlu oluyor. Kurtla kuşla börtü böcekle beraber olmak doğaya yakın olmak gerçeklere yakın olmak demektir.

Bizim oralarda sigara içmeyeni, rakı içmeyeni pavyonlara gidip hava atmayanı adamdan saymazlar. Birde saz çalabiliyor türkü söyleyebiliyorsa o zaman o adamların hası demektir. Onun adı Yaşar ,Yaşarsa istemem anneciğim istemem. Onun adı Yaşar alır beni boşar.
Kahramanın Yaşar' da çocuk yaşlarda yaramaz mı yaramaz. Yazamazlık onda komşu kızına hava atma onda. Çayırlara çimenler gidip arkadaşları ile dolaşıp türkü söylemek onda. Arkadaşları ile güreş tuttuğu zaman yenmediği kimse yok. Babası bir bisiklet aldı, bisikleti ile gezmediği cadde mahalle sokak kalmamıştı. Sonra çokta bitirimdi canım ,yeni yeni delikanlı oluyordu . Bıyıkları terlemeye başlamıştı.Devamlı kornasını çalıp dikkatleri üstüne çekiyor, kızlara hava atıyordu. Bir süre sonra onu ,bisiklet kesmemeye başladı. Boyu hızla büyümeye başlamıştı. Yakışıklı yağız bir delikanlı olmaya başladı. Ayna karşısından ayrılmıyor saçlarını kulak arkasına yatırarak tarıyor çok ta yakışıklıyım der gibi kendini seyrediyordu. Babasını sıkıştırarak zor bela bir motosiklet aldırdı. Motorun zevki bir başka oluyor canım. Çalışırken sürerken ses çıkarması yok mu dersinki havalı magirus geçiyor. Nerde Pazarcık'ta motosiklet. İlle de ilk defa o binecek. Zaman geçtikçe nakliyat artmaya başladı. Artık minibüsleride kullanacak hale geldi. O zaman şoför olmak ne demek. Nerde ise direksiyon sallamak millet vekili olmakla eş değerdir. Neydi o günler. Yaşar iyice gelişmiş erkekleşmişti. İri pazıları esmer teninde pekte çakalı duruyordu. Her zaman ki gibi saçlarını geriye tarar kızlara hava atardı. Sonrada minibüsçülüğe başladı. İyide para kazanıyordu. Herkeste Yaşarı seviyordu. Bin yaşa Yaşar. Şakalaşmalar övgüler sevgiler gırla gidiyordu. Kazancı yerinde olunca yardakçıları da yalakaları da çok olur. Yogunluğunu atmak içinde akşamları arkadaşları ile demlenirdi. Şarkılı türkülü oturak alemleri yapar, bunları Yaşar düzenlerdi ve hesabı hep o öderdi.
Sonra oralada toprak ağaları pamuk ve çentik tüccarları bir birlerine hava atarak pavyonlara gidiyorlardı hacı ağalarla. Yaşarın hacı ağladan ne eksiği vardı ki? Epeyde para kazanıyordu. Oturak alemleri kesmeyince de,Maraş Antep pavyonlarını münübüsüne ne kadar yalaka yağcısı varsa toplayıp gidiyorlardı. Hesaplar hep Yaşardandı. Buna can mı dayanır Yaşar? Pavyon karılarına parayı bastırınca arkadaşları tempo tutuyorlardı. Bas bas paraları Leylaya bir daha mı geleceğiz dünyaya.
Sonrada başlarlardı Yaşar türküsü hep bir ağızdan söylemeye.

Ben Giderim Oduna (Yaşar)

Ben giderim oduna
Şahan derler adıma
Geleli üç ay oldu
Doyamadım tadına

Yalan mıydın Yaşar
Karakolda doğru söyler
Mahkemede şaşar

Karşıdan gelen atlı
Altında kilim katlı
Anam babam sağolsun
Hepisinden yar tatlı

Yalan mıydın Yaşar
Karakolda doğru söyler
Mahkemede şaşar

Sarı yayımın bendi
Ne tez unuttun beni
Düşmanlar bile etmez
Bana ettiğin fendi

Yalan mıydın Yaşar
Karakolda doğru söyler
Mahkemede şaşar

Mahkemenin salonunda
istidası elinde
Kendi gidip adı kaldı
Koca köyün dilinde

Yalan mıydın Yaşar
Karakolda doğru söyler
Mahkemede şaşar

Konakta duran kadı
Cemilem gelsin dedi
Biz nasıl ayrılalım
Yaşlarımız on yedi

Yalan mıydın Yaşar
Karakolda doğru söyler
Mahkemede şaşar

Yirmidir benim yaşım
Karadır yarim kaşım
Üç sene de sönmedi
Ciğerimde ateşim

Yalan mıydın Yaşar
Karakolda doğru söyler
Mahkemede şaşar

Herkes hayatından memnundu. Para bol kazanç bol. Ne yapacaksın bu kadar parayı Yaşar? Yaşa Yaşar diyorlardı. Yaşar ne yaşar ne yaşamaz olmaktansa yaşayarak ölmek daha iyi diyorlardı. Mahallenin en nazlı en güzel kızı Nerimanı da almıştı. Hep ona en güzel kıyafetleri bilezikleri alıyordu. Bir anlamda sus payıydı. Yaşantıma karışma. Eve zil zurna geldiğinde de hanımı bir şey demiyordu. Kazanıyor yiyor erkektir çapkınlıkta yapar, hovardalıkta yapar pavyona da gider, rakısını da içer, bu kadar hoş görülü olmak herhalde melekelere mahsup bir harakettir.

Mahallede düğün dernek olur halayın başını hep Yaşar çeker. Davul zurna ekibine bol bahşiş verir. Gölünce eğlendiği için helal olsun Yaşar. Geriye servet bırakacasında ne olacak? Çok servet bıraksanda az servet bıraksanda yine sana arkandan küfür edecekler. Onun için aptallık etme kazandığını ye. Birgünlük beylik beyliktir. Aslanlar gibi çalışıyorsun. Para kazanıyorsun. Aslanlar gibi yemek haktır. Herşeyin hakkını vermek en güzeli değil mi? Derlerdi.

Yıllar geçtikçe Yaşar içkiye alemlere çok alışmıştı. İçtiği içkiden yüzü kızarır yanakları al al olurdu. Artık lakabı Domates Yaşar olmuştu.
-Domates Yaşar aşağı ,domates Yaşar yukarı. Şakalar gülüşmeler
herkesin dilinde

Domates Yaşar, çevresinde sevilen sayılan bir adamdı. Parasını çok iyi kazanıyordu. Bir otobüsü vardı artık. Herkes onun otobüsüne özellikle binmeye çalışıyordu. Domates Yaşarın otobüsünde ne kadar güzel söz varsa içinde de dışında da yazılıydı.. 46 aynen Maraş plakalıydı.

- Güzel günler göreceğiz çocuklar diyordu yazıda.
- Domates Yaşar daha ne kadar gidip mutlu olacağız güzel günler göreceğiz diyordu.

Şakalar espriler gırla giderdi. Şapkasını ensesinden elleriyle iterlerdi sinirlenir gibi olurdu gür bıyıklarını tutar, şapkasını yerden alır başına yerleştirir, kendini yatıştırırdı. Hayata gülerek bakan bir insandı. Öylede yaşamak ne kadar güzel.

Ama yaşlandıkça takatten düşüyordu. Evde de pek huzuru yoktu. Hergün bir büyük rakı içerdi. yanakları kıpkırmızı oluyordu.

İnsanlar.
-Neden bu kadar içiyorsun dedikleride
-Eski sevgiliyle karşılaşmış ihtiyarlar gibiyim, eski rüyanın peşinde dolanıyorum der güler geçerdi.
Onlarda
- Domates Yaşar , Domates Yaşar diye gülüşür dururlardı.
- Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olurmuş, der oda gülerdi.

Bir süre sonra ,otobüsünü satmak zorunda kaldı. Yaşlıydı artık kullanamıyordu. Kaza yapmaktan da korkuyordu. Sonra da çok alkol alıyordu. Evde huzuruda kalmamıştı. Kavgalar dövüşler gırla gidiyordu. Parası azalınca da bu sefer şarap içmeye başladı. Ama herkesin sevdiği bir insandı. Sevgisinden bir şey kaybetmemişti. İnsanlar onun için üzülmeye başlamıştı.
-Bu duruma düşecek adammıydı?
Derlerdi.
Domates Yaşar daha sonra çok kötü duruma düştü. İnsanlardan para istemeye utanıyordu. ama dostları arkadaşları para vermeye başladı. Bir süre böyle devam etti. Onlarda devamlı para vermekten bıktı. Sonra da yokluğa kanaat edip ispirto içmeye başladı. Devamlı sarhoş olduğu içinde evde huzuru kalmamıştı. Bir süre sonra evini terk etmek zorunda kaldı.
Bu sefer de çarşıda bulunan kulübenin içinde yatıp kalkmaya başladı.
O koca yürekli eli bol, babayiğit adam Domates Yaşar.

CEMAL BORANDAĞ

5 Mayıs 2016 Perşembe

YILLARCA GÜLMEMİŞTİM

Gülmek insani bir duygudur. Hayvanların güldüğü görülmemiştir. Demek ki gülmek birazda söylenen sözde davranışta harakette bir güzellik bir değişiklik bir tuhaflık görüp düşünüp değerlendirilip aniden yapılan bir harakettir.

Gülmeği bilmek, bir anlamda gergin olan vücudun deşarj aracıdır. Vücudun teneffüsüdür. Eğer gülme olmasaydı düşünce olmasaydı, neşe, şen şakraklık olmasaydı neye yaradı yaşamak. Hayvandan farkımız olunmazdı herhalde. Düşünüyorum o halde gülüyorum.
Gülen neşelenen insanın hareketlerine baktığımızda sosyal bir insan olduğunu ,insanlarla çabuk diyalog kurduğunu görürsünüz.

Birinde bir arkadaşım “İnsanlarla ne çabuk iletişim kuruyorsun” demişti.
- Ben de “ben bir insanım karşımdaki de bir insan. O halde aynı lisanı konuştuğumuza göre niye konuşmayalım” demiştim. Şaşırmıştı.
-Arkadaşlarıma önce merhaba diyen benim, hal hatır soran benim. İçimde fırtınalar kopsa da daima yüzümden tebessümü eksik etmiyorum. Toplum içinde bulunduğunmuz için kıyafetime özen gösteriyorum. Parfümümü döktükten sonra mis gibi çiçek gibi koktuktan sonra geriye arıların toplanması kalıyor. Seviyeli dengeli insana herkes güven duyuyor.

-Sıcak ve samimi insana herkes yaklaşır. Her hayrın bir şerri her şerrin bir hayrı vardır. Gülmek motivasyonu arttırır. Gülmeyen insan gördüğüm zaman çok üzülüyorum. Duygulanıyorum. Allah bilir ne derdi vardır. Ama mutlaka her derdin de çaresi vardır. Hayat bir düz asfalt yol değil, o halde elbette hayatımızda güzel günler, neşeli günler ve bir o kadarda zor günler sıkıntılı günler acı günlerde olacaktır. Sonuçta hayat devam ediyor.

-Belki belirli bir zaman insan bocalar ama sorun bir şekilde giderilir. Sadece ölüme çözüm olmuyor. O da inançlı insan olduğumuza göre Allah'ın takdiri. Bazıları küçük sorunları tepeleri dağ gibi büyütür. Belki de kolay çözülecek bir yönü vardır. Bir bilene sormanın ne zararı var. hem içindeki sıkıntıyı atmış oluruz, hem çözümünü aramış oluruz. Ona rağmen çözülemiyorsa her müsibeti belkide tecrübe etmiş oluruz. Sonuçta Allah bir kapıyı kapatırsa öbür kapıyı açar. Bir müsibet bin nasihatten iyidir.
-Nasihetle geçen zaman dünyanın en boş zamanıdır.
Onun için derim ki;
-Yüzü gülmeyen insan canlı bomba gibidir. Nerede ne zaman patlayacağını bilemezsin. Bazıları küçükte olsa sorunları büyütür biriktirir. İnsanın içi patlama noktasına gelir. Bir bit için yorgan yakmaz, ama evi yakar, yakarımda Romayı da yakarım. Neron ruh hali düzgün olsaydı normal bir insan olsaydı yakarım Romayı da yakarım der miydi?

Sorunları biriktirip çözülmeyecek duruma getirdiğinde zaten Allah'ın yarattığı can da stop eder. Sonuçta hepimiz can taşıyoruz. Onun için psikologlar, aile büyükleri sevilir. Neden herkes içini döktükten sonra bir anda rahatlar. Sonuçta çözümünü yine kendi bulur.

Antakya'da bulunan M.Ö 3.yy daki ,mozaikteki iskelette olan yazı dikkat çekti. Neşeli ol hayatı yaşa.
Gazinoda oturmuştuk, birşeyler yiyip birazda içecektik. Garsona siparişi verdik, o arada servis açılana kadar gazetemi okuyayım dedim. Yanımıza tarihi eser gibi canlı ,tarih gibi gecmiş yılların kalıntılarını benliğinde taşıyan ,bir kadın yanında da yeğeni olan kadınla yanımıza oturmak istedikleri söylediler. Biz de menuniyetle kabul ettik. Bilakis memnun olacağımızı söyledik. Aklaşmış saçlarına ten beyazlığı solgun teniyle uyum içinde oturmuştu. Kalın camlı gözlüklerinin ardında iki iri siyah gözleri , hiç gülmeyen ince dudakları ile taş bir antik eser gibiydi., titreyen elleri ile arasıra başını sallayarak güçlükle konuşuyordu. Nezaket konuşmalarında sonra, garsona sipariş verirken isminin N.Ataman olduğunu,söyledi.
-Benim arkadaşımında soyadının Ataman , akrabalığınız var mı diye sordum.
-Yok dedi yaşlı kadın konuşmaya başladı. Babasının Atatürk'ün yakın çalışma arkadaşı olduğunu söyledi. Soyadınında Atatürk tarafından verildiğini söyledi.
Askeri müzeye babasının emanetlerini teslim ettiklerini. Sergilendiğini ve anı defterlerinin imzaladığını söyledi. Sağolsunlar askeri müzedekiler çok sevgi ve saygı gösterince çok memnun olduğunu da söyledi.
Doğa güzel, bayrağımızda tepemizde dalgalanıyordu. Biraz da anılardan parçalar anlatıldı. Sonra da kafam hafiften çakırdı. Alkol aldığı zaman insan, gelen insanın hayat senaryosunu bir şekilde tahmin edebiliyor. Şaire bayan şarabi bir güzellikte,arada bir sigara içmeye kalkınca masadakiler ayağa kalkıyor. Yandan yandan da süzüyorlardı.
-yaşlı kadın kendi güzel de vücududa çok güzelmiş dedi.
-Bu güzellik herkesi hazırola geçiriyor dedim. Birde kırmızı başlığı taksın ormana gönder kurdu yesin gelsin değince kadın eli ile ağzını kapatarak kısılan gözleri ile gülmeye başladı.
-Sizde güzel bir kadınsınız.
-Teşekkür etti.
-Belki de size zamanında şiirler yazılmış şarkılar bestelenmiştir. Belkide türküler yakılmıştır değince çok hoşuna gitti. Eliyle ağzını kapatarak kıs kıs gülmeye başladı. Hoşuna gitmişti iltifatım.
- Sizin mesleğiniz nedir diye sordu yaşlı kadın.
- Emekliğim dedim . Edebiyat ve sanatla ilğileniyorum .
-Yaşlı kadın o zaman siz emekli sayılmazsınız edebiyat ve sanatla ilğilendiğinize göre topluma hizmet ediyorsunuz dedi sevgi dolu bir ifade ile.
İltifatlar biranda güzel dostluğu oluşturdu. Dilim çözülmüştü sanki , başladım anlatmaya.
-Düşünen ve seven insanın işidir şiir yazmak. Felsefi boyut kazanmadan bir insan şiir yazamaz. Geri kalan zihniyetleri ancak felsefe okutarak öğreterek şiirler türküler şarkılar söyleterek ancak uyandırabiliriz. Şiirde bir düşünce derinliği vardır. Hür ve demokratik ortamın güzelliğinden en iyi şekilde haz duyarak yaşamak için şair ruhlu adamlara çok ihtiyaç vardır.
Yazmadan yaşayamam. Yaşamadan yazamayı yüreği olan sevebilir ve yazabilir ancak. Mavi gözlü şehirde yaşıyorsun. İstanbulun aşkları sevdaları güzellikleri bir başka olur. İstanbul dünya başkenti. Aşklarının tadı bir başkadır. Mutlu olan insanın tavırları bir başka olur. Ruhu yüzüne yansır. Mutlu olduğunu hissedebilirsiniz. Acı çektiğini de. Yüz bedenin ruhudur. Yüksek sesle devamlı konuşur. Şiirsiz hayat eksik yaşamış demektir.
Seni tanıdıktan sonra gökkuşağının altından geçiyor gibi hissediyorum kendimi. Dünyayı seninle rengarenk görüyorum aşkım diyebilmeliyim. Yüksek sesle delikanlıca seni seviyorum diyebilmeliyim. Delice aşık olmaktan bende nasibimi almalıyım. Hayat devam ederken eğlenmene bak. Bazı aşklar bazı yaşları bekler. Her yaşın aşkı başkadır derler.
Melih Cevdet Anday ben dünyaya şiir gözüyle bakıyorum diyor. Bizde şiir gözüyle bakalım dünyaya. Dünya ne kadar güzel.
- Yiğenide , şiirin ruhunu ne güzel ifade ettiniz diye iltifatlarda bulundu.
Konuşmama devam ettim
-Bir ulus şiire müziğe türkülere şarkılara önem vermezse ilerleyemez. Bazen insanlarda umutsuzluğa kapılabilir. Ama ne olursa olsun umudu elden bırakmamalı. Otuz yıldır kadın ruhunu araştırıyorum ama hala ne istediklerini anlamadım diyor Sigmund Freud. Anladıktan sonra bir anlamı yok. Araştırmaya düşünmeye çıkarsın sevmeye devam edelim.
Kadın annedir. En büyük görevidir. Cenneti tek hakkeden insandır. Eşimizdir. Sevgilimizdir. Çocuğumuzdur. Eşimiz ve sevgilimiz için en güzel şiirleri yazıp okuyalım ki onlarda sevmeyi öğrensin. Erkekleri şiir okumayan toplumlarda kadınlar sevmeyi öğrenemezler. Annemiz için de belkide en güzel türküler yakılmış, şiirler şarkılar yazılmıştır. Kızlarımız nice delikanlıların yüreğini dağlayacak, en güzel şiirler onlar için yazılacak. Şair ruhlu adam gibi adama çok iş düşüyor. Hele Anadolu'nun taşında toprağında doğmuş yetişmiş büyüyen insan zaten şair ruhlu adamdır.
-Nice güzel şiirler yazılması dileğim ile, en güzel şiir henüz yazılmamıştır. Dedim.

Yaşlı kadının hatıraları birden canlandı. Sonra yeğeni devreye girdi.
-Zamanında teyzem çok güzeldi. Mahallenin delikanlıları teyzeme kur yapar aşkları için kavga ederlerdi. Konakta oturuyorlardı. Evin altında erkekler müzikler resitaller düzenlerlerdi. Teyzemin gönlünü çelmek için.
Bu sefer teyze yine ağzını kapatarak zevkle gülmeye başladı. Sonra da espriler peş peşe sıralanınca ağzını kapatmayı unuttu. Kahkahalarla gülmeye başladı.
-Allah sizden razı olsun yıllarca gülmemiştim. İki oğlumda doktor oldu, büyük oğlumu trafik kazasında kaybedince gülmeyi yıllarca unuttum.
Üzülmüştüm sonra tekrar konuşmama devam ettim.

-Bebekler günde üç bin defa gülermiş. Yetişme çağına geldiklerinde gülmeleri azalıyormuş. Yetişkinlerin çok az güldükleri görürlür. Gençleri yakışıklı gösteren candan gülüşleridir. Gülmeninde bir çok faydası vardır. Batı Avrupa'da Amerika'da gruplarla gülme seansları düzenlendiğini duymuştum.

Araştırmacıların bulgularına göre gülmek vücudu rahatlatır, beyni sakinleştirir, insanlara zevk ve umut verir, insanların sorunlarını ve acılarını unutturur. Gülmek zevktir, vücut ve ruh için sağlıklıdır.
Bir atasözüyle “en iyi ilaç gülmektir”. Bir Alman atasözüyle de: “gülmek hayatın şekeridir”
Bir öneri: ömrünü ikiye katlamak istiyorsan, yediğinin yarısı kadar ye, uyuduğunun iki katı uyu, üç kat daha fazla su iç ve dört kat daha fazla gül... Uzmanlara göre gülme, her insanda doğuşta var olan bir özelliktir; bir deyişle de “vücudun ötüşüdür.”
Bir dünya hayal edin ki, tüm insanlar, gülmece (mizah) kabiliyetli olsun ve ağlamaktan çok gülsünler, surat asmaktan çok gülümsesinler! Böyle bir dünyanın olabilmesi için gülenler kadar güldürenlere de ihtiyaç vardır. Gülmeden geçirilen bir gün yaşanmamış sayılır.
-Ama hayat devam ediyor. Sonuçta çocukları vardır. Onlarda yaşıyor dedim. Anılarla da yaşanıyor dedim. Ama efkarlanmamak elde değil. Sonra da başka konulara geçtik. Bir anlamda atmosferden uzaklaşmak gerekiyordu. Farkı konularla zamanı geçirdik.
Bütün güzellikler sizinle olsun. Allah gülmekten ayırmasın, sıkıntılarınızı içinize atarsanız hasta olursunuz. Allah'ın takdiri. Fazla da üstelerseniz Allah'ın zoruna gider. Sonuşta can verende alanda Allah. Allah'a isyan etmenin anlamı yok dedik.
-Gülümsemeniz , gülmeniz hiç eksik olmasın dedik.
Allaha ısmarladık dedik, gülümseyerek ayrıldık.

CEMAL BORANDAĞ

Beni affedin ! Bir hanımefendi anlatıyor;

1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim.
Güzel bir kızdım.
Dünür gelmeye başladılar.
Biri avukatmış.
Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim.
Nişanlandık.
Nişanlımı seviyordum.
Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum.
Ama çok geçmedi ki mahallede bir dedikodu yayıldı.
(Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş) dediler.
Alt üst oldum.
Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…
Yıkıldım.
Nişanı atıp, ayrıldık.
Aradan 5 yıl geçti.
Evlenmiştim,
Bir de çocuğum olmuştu.
1924 yılıydı.
Artık ülkemiz özgürdü.
Bir gün Beyoğlu’nda rastladım ona.
Oğlum yanımdaydı.
Beni görünce titredi, ceketini düğmeledi.
Saygı göstererek durdu önümde.
Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.
Olur, dedim.
Bir büroya girdik.
Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.
İçeride yardımcıları çalışıyordu.
Siz gerçekten avukat mısınız, dedim.
Evet, dedi.
Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum.
Durdu, başı öne eğildi.
Beni affedin,dedi.
İstanbul işgal altındaydı,
Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu.
Her şeyi didik didik arıyorlardı.
Biz de Anadolu'ya ,Milli kuvvetlere ancak,cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.
Bu ülke için hayati bir işti.
Bunu size bile söyleyemezdim...
BU VATANI CANLARINI VE AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ.

Kobra Etkisi

Süregelen içinden çıkılmaz bir problemin çözümü için yapılan bir müdahalenin, problemi işin içinden daha çıkılmaz bir durum haline getirmesi olayına denmektedir!

Kobra etkisi terim olarak süregelen içinden çıkılmaz bir problemin çözümü için yapılan bir müdahalenin, problemi işin içinden daha çıkılmaz bir durum haline getirmesi olayına denmektedir.

Bu Terim yaşantımıza tarihi bir olaydan geçmiştir ve çok ilginçtir. İngilizler Hindistan'a sömürmek için işgal ettikten sonra bilindiği üzere üzerinde Güneş batmayan imparatorluk unvanını almış ve çok büyük bir ülke olan Hindistan'ı sömürge Devleti olarak kullanmaya başlamışlardır.
Hindistan bilindiği üzere çok çeşitli hayvanların bulunduğu tropikal bir bitki örtüsüne sahiptir ve bölgede çok zehirli yılanlar, kral kobra dahil yaşamaktadır.
İngiliz askerleri bölgeyi işgal ettiklerinde ilk etapta zehirli kobra yılanları sokması neticesinde pek çok İngiliz askeri ölmüştür. Çünkü askerler ilk defa karşılaştıkları yılanlar hakkında hiç bir şey bilmemekte ve karşı koyamamaktadır.

Bu olayın ardından İngilizler daha fazla zayiat vermemek için ilginç bir yol bulmuş, zehirli kobraları öldürüp teslim eden Hintlilere para ödemişlerdir Yılan başı.
Hintliler bu kampanyayı çok sevmiş, ilk etapta çokça kobra yılanı yakalanmış, Hatta neredeyse yılanların soyu tükenme noktasına gelmiştir. Ardından bu işi fırsata çevirmek isteyen Hintliler bu yılanları kendileri üretmeye karar vermiş ve bölgede kobra çiftlikleri kurarak yılan üretimine başlamışlardır. Ardından bu yılanların kendileri yetiştirip, öldürüp, İngilizlerden sterlin almaya başlamışlardır.
Yılan başı 1 sterlin ödeyen İngiliz hükümeti Zaman geçtikçe kasasından çok fazla para çıktığını görmüş, Bu sebepten yılan kampanyasından vazgeçmiştir. Bu kampanyanın bittiğini duyan halk oldukça kızmış ve çiftliklerde ürettikleri kobraları doğaya salmaları üzerine oldukça fazla zehirli kobra yılanı doğada daha fazla bulunmaya başlamıştır.
İlk etaptan daha fazla kobra yılanı ortaya çıkması durumuna kobra etkisi denmesinin sebebi budur ve tarihten gelen bu olay literature geçmiştir.

Gülmenin önemi ve Faydalari....

Araştırmacıların bulgularına göre gülmek vücudu rahatlatır, beyni sakinleştirir, insanlara zevk ve umut verir, insanların sorunlarını ve acılarını unutturur. Gülmek zevktir, vücut ve ruh için sağlıklıdır.Bir atasözüyle “en iyi ilaç gülmektir”. Bir Alman atasözüyle de: “gülmek hayatın şekeridir”
Bir öneri: ömrünü ikiye katlamak istiyorsan, yediğinin yarısı kadar ye, uyuduğunun iki katı uyu, üç kat daha fazla su iç ve dört kat daha fazla gül... Uzmanlara göre gülme, her insanda doğuşta var olan bir özelliktir; bir deyişle de “vücudun ötüşüdür.”

Gülmenin faydaları: Bağışıklık ve sindirim sistemini çalıştırır. Sinirleri ve vücudun üst kısmındaki kasları gevşetip aerobik yaptırır. Kendine güveni sağlar, iletişim aracıdır

Bir kahkaha bir kilo pirzolanın yanı sıra, bir kutu ilaca da bedel... Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Hizmetler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Musa Gürsel, iletişim ve başarı için gülümsemek gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
"Sevgi ve saygının, kendine güvenin, sempatik olmanın, korkuyu azaltmanın, kolay iletişim kurmanın yolu gülümsemekten geçer. Öfkeli insanlar hem çevreye, hem de kendilerine zarar verir. Kendine güvenemeyen insan kolay iletişim kuramaz. Gergin ortam aynı zamanda başarıyı azaltır."
İletişimde en önemli unsurun güven olduğunu, güvenin ise insana gülümsemekle başlayacağını kaydeden Prof. Dr. Gürsel, "Kuşku insanları birbirinden uzaklaştırır. Yanlış anlamalar başlar. İnsanlara gülümsemek için kişinin kendine güvenmesi gerekir. Güvenle rahatlama sağlanır. Rahat insan daha kolay iletişim kurar" dedi.
Stresi yenmenin en iyi yolunun gülmek olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Gürsel, yaşama ve insanlara gülümsemeyi önerirken gülmenin faydalarını da şöyle sıraladı:

Vücudun doğal mutluluk hapı olan endorfin hormonu salgılanmasını sağlar.
Sinirleri gevşetir.
Sindirim sistemini çalıştırır.
Vücuda 'aerobik' yaptırır. Vücudun üst kısmındaki tüm kasların, sinirlerin ve organların egzersiz yapmasını sağlar.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Pozitif duyguları öne çıkarır.
Başarıyı olumlu yönde etkiler.
Çevreye ve kendine güven artırır.

Kolay iletişim kurulmasını sağlar.
Öfke, gerginlik ve korku gibi duyguları azaltır.

Bir dünya hayal edin ki, tüm insanlar, gülmece (mizah) kabiliyetli olsun ve ağlamaktan çok gülsünler, surat asmaktan çok gülümsesinler! Böyle bir dünyanın olabilmesi için gülenler kadar güldürenlere de ihtiyaç vardır. Şayet, doğuştan gelen güldürme yeteneğiniz yok ise, Müjdat Gezen ve Nasrettin hoca gibi güldüren bir kişi nasıl olursunuz?

Müjdat Gezen, Levent Kırca, Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu ve Cem Yılmaz’ı dinleyerek gülmek kolay. Nasrettin hoca, Temel, Bektaşi fıkralarını okuyarak gülmek de. Televizyonda Avrupa Yakası, Çocuklar Duymasın, En Son Babalar Duyar gibi dizileri izlerken de kolayca güleriz. Peki, siz hiç eş dostunuzu veya toplum önünde konuşurken insanları güldürmeyi denediniz mi?

İlk fıkrayı anlattığınız veya dinlediğiniz anı hatırlıyor musunuz? İlk defa neye veya kime güldüğünüzü?

Güldüren bir kişi olmak kararını verdikten sonra benim yaptığımı yapın! Çünkü ben de uzmanların söylediklerini yaptım!

İlk kural: ne kadar gülmece dinleseniz, fıkra kitabı okusanız, güldürü programları veya Kemal Sunal filmleri seyretseniz denemeden ve uygulamadan güldüren bir kişi olamazsınız! “Bir adım bin fikirden daha iyidir” deyişine uygun “size sevdiğim bir fıkrayı anlatsam!” demedikçe başarılı olunmaz. Bunun için de uğraş ve çaba gerekli. Bunun için de araştırmacıları dinleyelim ve yapılması gerekenleri listeleyelim:

Gülmenizi tetikleyen fıkra, karikatür, atasözleri, ve bunun gibi şeyleri toplayın biriktirin arşivleyin.
Gülmece (Mizah) dergilerine abone olun ve gülmece (mizah) ve fıkra kitapları, görüntü bantları alın. Böylece bir gülmece (mizah) arşivi veya kitaplığı oluşturun.
İnternet’ten günlük fıkra gönderen sitelerin listelerine katılın.
Sizi güldüren okuduğunuz veya karşılaştığınız olayları kaydedeceğiniz bir günlüğünüz olsun.
Her gün en az bir defa içten gülün, bunun için başkalarını güldürmeniz gerekebilir; çünkü güldüren insan daha candan güler.
Yaşadığınız güldürücü olayları, eş dostla paylaşmaya gayret edin. Duyduğunuz veya okuduğunuz güzel bir fıkrayı, eş dosta anlatın.
İş yerlerinde de hep ciddi olunması gerekmez... Gülmeceyi (Mizahı) iş yerine de taşıyın. Kahve molalarında, dedikodu yerine biri birinizi güldürmeyi seçin. Kahve yerine fıkra arası verin!
Eleştiri ve şikayetlerinizi gülmeceyle (mizahla) ve gülümseyerek yapmaya gayret edin
Gülmece (Mizah) kabiliyeti olanlarla arkadaşlık yapın.
Kendinize gülmeyi öğrenin.
Sıkıntılı ve hoş olmayan durumlarda bile gülünecek bir şey bulmaya çalışın.
Gülmeceyi (Mizahı) kendiniz de yaratabilirsiniz. Deneyin.
Sözcük (kelime) oyunları ve taklitler de insanları güldürür. Deneyin.
Bir Alman atasözüyle de: “gülmek hayatın şekeridir”

28 Nisan 2016 Perşembe

Adamın biri hastalanıyor.

Adamın biri hastalanıyor. O gün canı, işe gitmek istemiyor. İçinden Allah'a şöyle bir dua edeceği tutuyor: 'Allah'ım, her gün işe gidip 8 uzun saat boyunca evim ve eşimin rahatı için çalışıyorum. Eşim ise sadece oturuyor. Ne olur, bir gün benim yerime geçip, ne kadar zor bir hayat yaşadığımı görmesini sağla.' Hikaye bu ya, birdenbire adamın dileği yerine geliyor. Ertesi sabah , karısının bedeninde uyanıyor. Hemen yataktan fırlıyor. Eşinin kahvaltısını hazırlıyor. Çocuklarını uyandırıyor. Elbiselerini hazırlıyor. Onların da kahvaltılarını yaptırıyor. Beslenme çantalarını hazırlıyor. Çocukları okula götürüyor.

Eve dönüp, evi toparlıyor. Yıkanacak bulaşıkları ve çamaşırları hallediyor. Temizleyiciye götürülecek olanları eline alıp telefon faturasını ödemek için bankaya gidip sıraya giriyor. Faturayı ödedikten ve temizlikçiye uğradıktan sonra, akşam yemeği için alışverişe gidiyor. Eli kolu dolu bir vaziyette eve dönüyor. Bu arada öğlen oluyor. Evi süpürmeye başlıyor. Eşyaların tozunu alıyor. Mutfağı siliyor. Çocuklarının okuldan gelince yiyeceği keki pişiriyor. Eee artık çocukları okuldan alma zamanı da geliyor. Yolda onlarla sohbet ediyor. Okulda olanlar konusunda akıl fikir veriyor. Eve geldiklerinde derslerini kontrol edip, çalışma masalarına oturmalarını sağlıyor. Süt ve kek getiriyor. Bu arada yıkadığı çamaşırları ütülemesi gerekiyor. Ütü bittiğinde ancak akşam yemeğini hazırlayacak kadar vaktinin kaldığını fark ediyor. Hemen patatesleri soymaya başlıyor. Salata malzemelerini yıkıyor. Pilav için pirinci ıslatıyor. Etleri çıkartıp, fırın için hazırlıyor. Kocası eve geldiğinde, onu sofraya tabakları yerleştirirken buluyor.

Akşam yemeğinden sonra, önce eşinin kahvesini pişiriyor. Masayı topluyor ve bulaşıkları hallediyor. Eşinin ve çocuklarının ertesi gün giyeceği kıyafetleri kontrol ettikten sonra çocukları yatırıyor. Onlara hikaye okuyor. Televizyon seyretmeye ve biraz da gazete okumaya salona dönüyor Biraz vakit geçirdikten sonra yatak odasına yatmaya gidiyor.. Ertesi sabah uyandığında hemen Allah'a yalvarmaya başlıyor : 'Allah'ım özür dilerim. Ben ne dediğimi bilmiyormuşum. Karımın hayatını rahat zannetmekle ne halt ettiğimi şimdi anladım.

Lütfen beni eski halime döndür.' Sonra ruhunun derinliklerinden gelen bir cevap işitti: : 'Evet, dersini aldığını görüyorum. Herşeyi değiştireceğim ama maalesef 9 ay beklemek zorundasın, çünkü dün gece hamile kaldın.

Güzel Sözler

*Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.
* İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
* Kimseye yalvarma.
* Asla dönüp arkana bakma.
* Sır tutmasını bil.
* Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgilini satma.
* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
* Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
* Kendini öven insanlardan kaç. * Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütlerini gözardı etme.
* Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
* Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
* Kendini sev. * Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
* Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.

BİR KIZI OLMALI İNSANIN,

Canını emanet ettiğin, elin, ayağın, gözün, kulağın, her şeyin. Bir kızı olmalı insanın. Bir hata yaptığnda, gözlerinin içine baktığın, bakar bakmaz masumiyetiyle saniyeler içinde eridiğin, vefasına taptığın. Bir kızı olmalı insanın. Evinde babasına,annesine karşı nazlı niyazlı, Sokakta cadılığından ve hışmından korktuğun. Bir kızı olmalı insanın. Herkes terkettiğinde seni, varlığında da, yokluğunda da, evliyken de, bekarken de babacığım ya da anneciğim diye kucak açtığında, gözyaşlarıyla bağrına bastığın. Bir kızı olmalı insanın. Demlediği çayı süzülerek getirdiğini seyrettiğin, Pişirdiği kahvenin tadına gizlediğin, özenle bezediğin. Bir kızı olmalı insanın. Canıyla canlandığın, varlığıyla anlamlandığın, Özlemiyle ve iç çekişlerinle dağ dağ efkarlandığın. Bir kızı olmalı insanın. "Dünya bir yana, kızım bir yana" diyebildiğin.