11 Ekim 2016 Salı

YUSUFUN BAHÇESİ

Cehennem topu arkamızdan kovalar gibiydi, bizler de Yusuf’un bahçesinin cennet köşesine koşar adımlarla ilerliyorduk. Mino köpeği de arkamızdan koşarak bizi takip ediyordu . Sene sonu imtihanları çok zor geçmişti. Dünya tatlısı öğretmenlerimiz ne de zorlu sorular hazırlamıştı. Sorarlarken pişman, - İnşallah cevabın çeyreğini bilsinler razıyım, der gibiydiler. Ben ve arkadaşım Bayram, sınavın muhakemesini yapıyor , bir taraftan da, cehennem sıcağında yürüyerek cennet bahçesine bir an önce varmaya çalışıyorduk. Bayram - Ya Kemal, dedi. Bu hocaları anlamıyorum. Vicdansız hocalar madem ki bilmemizi istiyorsunuz niye soruları kolay sormuyorsunuz - Kemal - Hocalarımız bizi en iyi şekilde yetiştirmek için böyle yapıyorlar. Onlar , biz burada toplumu yönetecek , eğitecek yön verecek insan yetiştiriyoruz, pırasa yetiştirmiyoruz cacık yapmak için hıyar yetiştirmiyoruz diyorlar - Bayram - Bu ne lahana , bu ne turşu Öğretmenim , öğretmenim canım öğretmenim ,der gibi bir halle gülüştük. Kemal -Bu insanlar bu kadar iyi niyetli, bu kadar güzel , bu kadar cennetlik olabilirler ancak . Çünkü, hepsi iyi niyetli. İyi niyetli değince bir söz geliyor aklıma , cehennemin yolu iyi niyetli taşlarla döşenmiştir. O kadar da iyi niyetli olmamak lazım der gibi bir anlam çıkıyor. dedim Cehennem ,tepesi gibi , bizi takip eden sıcaklık mıydı. Yoksa, okul bitirme imtihanları mıydı. Bilemedik. Cehennemden kaçmaya devam ettik. Köpeğimiz en önde. Arkadaşım ve ben arkada , yol boyunca konuşa konuşa ilerledik .
Bir baktık ki arkamızda bir sürü insan türedi. Baktılar ki biz kafa dengiyiz, onlarda bize uydu. Derken , derken masallar, fıkralar, çocukluk günlerinin anıları onca yeri aşıp gelmişiz. Şaştık kaldık o mesafeyi ne zaman aşıp gelmişiz anlayamadık. Kendimizi cennet köşesi Yusuf ‘un bahçesine zor attık. Konuşmaya çalışıyorduk ama o kadar çok yorulmuşuz ki , inlemekten konuşmaya , takatimiz kalmadı. Top, top inen terlerimizi silerken biraz nefeslenmiş kendimize gelmiştik . Yusuf’un , cennet bahçesi bizim için cennetten bir köşe idi.. Cehennemden boşuna mı kaçıyorduk. Cennette nefes aldık. Erik hırsızlığı dünyanın en tatlı hırsızlığı, hıyar adam hıyar çalar, domateslere yaklaşırken utanıyorduk. Yanımıza ekmek peynir bir de yıl sonunu kutlamak için şarap almıştık. Domatesler, bizim utanmamızdan utanmış gibi kıp kırmızı beni yiyin der gibiydi. Yememizi saklayamayız ya, peynir var domatessiz gitmez ki, dedik. Ağaçların gölgesinin bol olduğu bir yer bulduk, oturduk.
Onca yoldan sonra çok acıkmıştık. Hiç konuşmadan karnımızı doyurduk. Sıra şaraba gelmişti. Bayram, tirbuşonu cebinden çıkardı. Mantarın tepesine soktu. Çevire, çevire mantarı deldi. Olanca kuvveti ile ,lök diye bir sesle , şişeden mantarı çıkardı. Şişeden bir o içiyordu bir ben. Deme keyfimize. Şişeden içmenin zevki de bir başka oluyor . Ağaçların çalıların arasından tatlı tatlı rüzgar esiyordu. Temiz hava ve alkolün keyfi bizi hafiften çakır yapıyordu. Bayram - Ya sanki öldük te cennette geldik. dedi Kemal - Öbür dünyada 72 huri vereceklermiş. Bayram - Bu dünyada ne yaşadık ki ,belki o dünyada yaşarız . 72 huri ne demek hepsi ayrı , ayrı güzellik demek. Bu dünya zaten cehennem, dedi Kemal - cennette huriler deyip aldanıyoruz. Bayram -Ne yapmalıyız ? Kemal - Biz de o zaman bu dünyanın hurisine bakarız. Bu dünyada huri gördün mü adam olacaksın . Yoksa huriler , Nuri olarak karşına çıkar. El kızın da vicdan arama. Şimdi ki kızlara kırmızı şapka giydir, sal ormana kurdu yer gelir. Kahkahalarla güldük. Şarabın etkisi ile yavaş yavaş tatlı bir sarhoşluk oluşmuştu. Gözlerimiz biraz açılıyor biraz kapanıyordu. Çalıların arasından esen rüzgar ve şarapla uykuya daldık . rüyamızda cennette hurilerle dolaşıyor, oynaşıyorduk. Hışırtı sesleri ile gözlerimizi açtık. Baktık ki karşımızda Yusuf ‘un bahçesinin bekçisi zebani gibi duruyor. Çok korkmuştuk ,yüreğimiz ağzımızın ucunda hiç konuşamıyorduk . Dilimiz tutulmuş sanki. Sonra baktık ki adam sarhoş. Rakı şarap bira ispirto içmekten sanki uyuşmuş gibi. Yusuf’un zebanisine çattık diye sağımıza baktık solumuza baktık . Biraz ilerde ölmüş iki yılan yatıyordu. Çok korkmuştuk. -Bayram yoksa yılanlar bizi soktular da mı kanımızdan zehirlenip öldüler . Yoksa bahçenin zebanisi mı öldürdü dedim. Uykulu gözlerle ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Sonra baktık ki adamın , bacaklarının arasında bir yılan oynuyor gibi, -Bayram bak adamın, bacaklarının arasında yılan var dedim Bayram -Amma da safsınız o yılan değil , onun aleti, o kadar da korkmaya gerek yok dedi. Bende - Ama nasıl korkulmaz . Ben şahsen şahmeran yılanı zannettim, kocaman sağa sola sallanıyor. Yaklaşanı yakarım der gibi. Belki de bu adam gibi olmaya, can atan olabilir. Her kesin dünyası kendine , herkesin kendine göre ,bir şahmeranı var, neylersin . Bu dünyada böyle olan da var, bu dünyaya hiç olmayıp, doyamayan da var. Biz o korku ile hemen oradan sıvışıp kaçtık. Yürümeye koyulduk. Huriler le dolu rüyalarımızı , gerçek dünya da buluruz umudu ile , bahçede gezinmeye başladık. Yusuf’un bahçesinin güzelliklerini seyrederek dolaşıyorduk. Baktık ki ağaç kenarlarına , dere kenarlarına bütün Pazarcık yayılmış piknik yapıyor. Mangallar tütüyor, suya bırakılan karpuzlar ha çatladı ha çatlayacak. Türlü türlü yemekler hazırlanmış .
Okul tatili le okul arkadaşlarımız boş sahalarda top oynuyor, kimileri sevgililerine renk çiçeklerin arasında aşk şiirleri okuyor, kimileri kuytu çalı diplerine çekilmiş cilveleşiyor. Biz de sadece biz geldik sanıyorduk . Oysa ki sıcağın bunaltısı ile herkes kendini cennete atmış. Baktım ileri de , sevgilim çiçeklerin arasında oturmuş şiir kitabı okuyor. Onun burada olacağını hiç tahmin etmemiştim. Karşısına dikilip - Yar yar seni kara ,bir bıçak gibi kalbime ,sapladılar. Dedim. - Yarım kalan bir aşk kadar insana acı veren bir şey yoktur. Dünya güzelim benim, çok ta utanmıştı. Cennetteki hurimi görmüştüm. Sonrada cennet bahçesinin güzelliklerini seyrederek, hurim ben ve arkadaşım , mino köpeğim, birlikte dolaşmaya başladık. Güzelliklere doyamıyorduk. Burada herkes birbirini tanır, piknik alanında , ellerindeki sazları ile dumanlı ,dumanlı oy bizim eller , oturup ağlasam deli imiş derler türküsü ile mangallar tütüyordu. Bizde eşlik ediyorduk . Mangal yapanların yanından geçerken bize seslendiler -okul nasıl geçti. Tatili, iyi geçirin gezin dolaşın dinlenin dediler. Sonrada gelin mangal yaptık birlikte yiyelim dediler. Sevgi dostluk birliktelik duygusu ile bize, mangalda pişen kebaplardan dürüm hazırladılar, sonra da yanına da buz gibi çatlayan karpuzdan verdiler . Çaykaradan buz gibi üzüm ikram ettiler. Hoş beş sohbet edip afiyetle yedik. Karnımızı doyurmuştuk. Etrafın güzelliklerini seyrederek, bu cennet köşesinde, cıvıldaşan kuş sesleri ile dolaşıyorduk. Yusuf’un bahçesi bir cennet , tarif etmeye gerek yok. Yusuf zaten cennetlik, cennetliğini bu dünyada hazırlamış. Cenneti de bu dünya da cehennemi de. Cehennemin bir ateş topu gibi arkasından kovalayışını, yaşamış. Pamuk tarlaları çeltik tarlaları ağaların zulümlerini , hepsinin ne olduğunu zaten biliyordu. O olgun adam bu yüzden cenneti bu dünyada hazırlamıştı. Cehennemden kim kaçmak istemez, cennete girmek için . hep söylenir ya cennete gidince hurileri göreceksiniz diye. Sanki bu dünya da huri yokmuş gibi. Aslında huriler çok, dünya kadar, güzellikleri endamları, konuşmaları, dansları hareketlerindeki ,zerafetleri, insanın aklını başından alıp hayran ediyor.
Ama kızdırdın mı hepsi horoz Nuri olup çıkıyor. O zaman da, zaman kötü kolla kendini der gibi oluyorsun. Demek ki her şey insanın kendisinden kaynaklanıyor. Her kes iyi niyetli ama kimse de enayi değil. İyi niyetli ise güzel , aman günümü gün edeyim , yaşamaya bakıyım bu hayat güzel geçsin, dersen, kusura bakma kimse enayi değil. Yusuf’un cennet bahçesine hayran kalmış, mest olmuştuk. Her türlü meyve, zerzevatı var. Ortasından şarıl , şarıl akan, deresi bir ömre bedeldi. Baktık tam önümüzde aksu akıyor. Cehennem tepesinin ateşinden o kadar terlemiştik ki, bir an önce serinlememiz gerekiyordu. Kendimizi tepeden Aksu’nun ,göl etine attık. Arkamızdan ,Mino köpeğimizde atladı ,o da can taşıyor tabii çok ta iyi olmuştu bir güzel serinledik. Cana can katmıştık. Aksu da sanki cehennemin ateşinden, imtihanların bunaltısından sıcaklığından arınmış gidiydik. Hayat ne kadar güzel, oh amanın aman. Mayıs ayı, yazın , başlangıcıdır der gibiydik. Cenneti nasıl tarif edersiniz derseniz. Bence Yusuf’un bahçesini bir görün derim. Bu dünyada gam , kin ne keder ,ne de , nefret bilmezsiniz. Bu güzellikler yaşanınca , cennete gitmek için , bu dünyada ön hazırlık yapmış gibi oluyor insan. Filler öleceği zaman doğduğu yere gidermiş. İnsan doğduğu yerin, çiçeğine böceğine benzer der şair. Cennete yolculuk yapacaksan, doğduğun yere git. Orada cennete hazırlık yap. İnsanlığa nasihatini güzelliklerini. emanetlerini bırak , ondan sonra git. Bu dünyada , yaptıklarından ötürü belki cenneti belki de cehennemi boylarsın. Bütün mesele senin iyi niyetine bağlı. Onun için benim için ilk aşkım ilk sevdam Pazarcık tır.
CEMAL BORANDAĞ 13.06.2014