15 Ocak 2018 Pazartesi

SARIKAMIŞ AĞIDI VE PINARBAŞILI KARA ZELA (ZALA)



1914 yılı sonlarında Sarıkamış’ta yaşadıklarımıza hangi Türk’ün yüreği dayanır ki... Rus ordusuna ağır bir yenilgi yaşatan ordumuz, Enver Paşa komutasında Rus ordusunu imha için giderken ağır kış şartlarına yenik düşmüştü. Enver Paşa komutasındaki ordu 150.000 kişiydi ve bu 150.000 kişi Sarıkamış taarruzunu gerçekleştirmek üzere yola çıktı. Enver Paşanın umumi karargahını önce X. Kolordu ile daha sonra XI. Kolordu ile beraber, dışarıda hava sıcaklığının 25 derece olduğu halde çadırsız bir şekilde 5 gün geçirdiler. Oluşan karın yüksekliği yaklaşık 1.5 metreyi buluyordu Sarıkamış Harekatı diye geçen taarruz 21 Aralıkta başladı ve 25 gün sürdü. Aşırı soğuktan dolayı tam 90.000 şehit verdik. Enver Paşa’nın Sarıkamış Harekatını tarih kitapları bir trajedi olarak nitelendirir. Gerçekten de doksan bin insanımızın boşu boşuna ölüp gittiği bu harekat bir trajedidir. Allahüekber dağlarında donarak ölen askerlerimizin iskeletlerinin uzaktan çalı çırpı gibi göründüğünü o dönemde yaşamış olan insanlar da tanık olmuşlardır. “Buradan o dağlara baktığımızda, üzerine kar düşmüş çalılıklar görürdük. O çalılıkların kurda kuşa yem olmuş askerlerimizin kemikleri olduğunu oraya gidince anladık.
“ Vaktiyle Sarıkamışlı bir ihtiyarın söylediği bu sözler, tarihimizde Sarıkamış Harekatı olarak bilinen facianın boyutlarını özlü bir biçimde yansıtıyor. Bu milletin hüznüne akıl erdiremeyenler, Türk tarihinin bu acı sayfalarını yeterince bilmeyenlerdir. Her Türk’ün acısına dayanamayacağı birçok hadisenin en acı olanlarından biridir Sarıkamış. Yurdun dört bir yanından toplanan "ayağı çarıklı", yarı aç, yarı çıplak, daha bıyığı bitmemiş delikanlıların ellerine silah verilir. Daha hızlı gitsinler diye kaputları, yiyecekleri ellerinden alınan binlerce asker, kara kışta Doğu Cephesi`ne gönderilir. Açlık, bit, salgın hastalıklar soğukla birleşince daha düşmanla karşılaşmadan 90 bin asker Sarıkamış dağlarında can verir. Kimi soğuktan donar, kimi açlıktan, hastalıktan ölür. Kayseri`den Çanakkale`ye, Amasya`dan Çorum`a umudunu kesen anaların gelinlerin ağzından onlarca Sarıkamış ağıdı yakılır: Oltu`dan girdik de Sarıkamış`a Akıl ermez orda yatan üleşe Askeri kırdıran Enver Paşa Kitlendi kapılar, mekan ağladı Tam doksan bin insanımızın ölümüyle sonuçlanan Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanmış Sarıkamış olayını Falih Rıfkı’nın şu sözleri çok iyi özetliyor: “.... Bugün, o hataların yıktığı memleketin harap ve türap enkazı üstünde, bize biraz hürriyet kazandırmak ve yalnız Anadolu ile İstanbul’u ve Edirne’yi kurtarmak için çarpışan Mustafa Kemal Paşa, Doğu Anadolu harap olmamış olsaydı ve eğer yalnız kumandan hatası yüzünden ölüp giden Türkler sağ olsaydılar, bugün Yunanlıları denize dökmüş olacaktı. Şimdi Mustafa Kemal Paşa, Hafız Hakkı’nın muhterem mezarı ile arkadaşı Enver Paşa’nın ara sıra Doğu Anadolu harabeleri arkasından beliren hayaletine karşı yumruklarımı sıkıp sorsa ve dese ki: “Dostlar siz ne yaptınız? Türklerin yaşamak ve ölmek için vatana lazım oldukları gün bugündü. Doğu Anadolu’yu aradık taradık, o enkaz arasında bir insan ve bir iskelet çıkıyor. Bu kemik olan kahramanlar, bugün hürriyet ve namus için dövüşeceklerdi. Şu hürriyet ve namus mücadelesinde birisinin bile ölmesine güç razı olduğumuz o ordularca Türk’e nasıl kıydınız?” Ben Sarıkamış Trajedisinin vahametini tarih kitaplarından okumadan önce Musa Eroğlu’nun söylediği yürekleri yakan “Sarıkamış Ağıdı”nda anladım. Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesinin Sindel Köyünden Kara Zala (Zeliha) Hala, “Sarıkamış Ağıdı”nın kaynak kişisidir. Onun büyüklerinden öğrendiği bu ağıdı, İmami ortaya getirdi ve bütün Türkiye, Musa Eroğlu’nun sazından ve sözünden bu ağıdı dinleyip göz yaşı döktü. Ağıdın sözleri şöyle:
Sarıkamış Altın Bulak
Soğanlı`yı biz ne bilek
Bizim uşak göycek gezer
Ağca zıbın, kara yelek

Yüzbaşılar binbaşılar
Tabur tabur karşılar
Bir kar yağar ince ince
Yatan şehitler ışılar

Gözünü sevdiğim Eşe
Tekerin dayandı taşa
Seferberliği durdur
Elin öpem Enver Paşa

Ağıt, Sarıkamış hadisesinin bizim yöremiz için de ne kadar etkili olduğunu gösteren bir belge niteliğinde adeta. Daha önce Kars, Erzurum, Sarıkamış ve Kafkas cephesinde şehit düşen Türkmen beylerinin ağıtları, Ahmet Şükrü Esen’in “Anadolu Ağıtları” kitabında yer tutuyordu. Kara Zala (Zeliha) Hala’nın bu ağıdı da Sarıkamış’ta şehit düşen nice Türk askerlerinin içerisinde Aziziyeli Avşar Beylerinin çocuklarının olduğunu gözler önüne seriyor. Hatta Ruhi Su’nun söylediği Sarıkamış Ağıdı’nda bunu açıkça dile getiren dörtlükler de vardı:

İbrişimin kozaları
Battın Avşar kazaları
Sarıkamış`ta kırıldı
Gonca gülün tazeleri
Kayserimizin yetiştirdiği değerli araştırmacı Ahmet Z.Özdemir (namı diğer Şeker Ahmet), Öyküleriyle Ağıtlar 1 (Kültür Bakanlığı, Ankara, 1994) kitabının 35 ile 38. sayfalarında Kara Zala Hatun’dan derlenmiş ağıdı 17 dörtlük olarak vermektedir. Özellikle bir dörtlük var ki Kara Zala Hala’nın dilinden yaşananları özetlenmektedir:

Aziziye baba yurdum
Kafkasya’ya tabya kurdum
Benim korkum Ruslar değil
Kara kışa kurban verdim

Yine 90 bin şehit verişimizin şaşkınlığını dile getirirken de:

Sarıkamış ne aralı
Kimi ölmüş kimi yaralı
Bunu duymuş var m’ola
Yalan dünya kurulalı

Demektedir. Evet, böyle dramı, trajediyi biz de Kara Zala gibi başka bir yerde duymadık, bilmiyoruz. Yine Kara Zala, Sarıkamış’tan sonraki durumu da bütün açıklığı ile dile getirir. Anadolu’nun bağrına düşen bu büyük acıdan bizim bölgemizin ne kadar büyük bir pay aldığını böylece daha iyi anlıyoruz:

Uşak gitti sürüyünen
Asker kalkar boruyunan
Hangi eve vardıyısam
Bir gelin var karıyınan

Gözyaşlarımız sellere karışırken Rabbimin bu aziz millete böyle acılar yaşatmamasını diliyorum. Ruhları şad olsun.
S.Burhanettin AKBAŞ
PINARBAŞILI KARA ZELA (ZALA) SARIKAMIŞ AĞIDI