24 Kasım 2017 Cuma

AŞAMIN FISILTISINI DİNLE...

Zengin bir adam lüks arabası ile şehirdeki dar bir yoldan geçiyordu. Birden, yoluna aniden fırlayarak elindeki taşı arabasına atan bir çocuk gördü. Kapısına çarpan taşın sesi ile ani fren yapınca, arabası kaldırım taşına çarparak durabildi. Adam öfke ile arabadan fırlayıp, taş atan çocuğu kolundan tutup sarsmaya ve “Sen ne yapıyorsun serseri, bak arabamı ne hale getirdin” diyerek bağırmaya başladı. Üzgün ve suçlu tavrındaki çocuk “Amca! lütfen kızma, sizden önce geçen arabalara durmaları için işaret ettim, arabaların hiç biri durmayınca, sizin arabaya taş atmak zorunda kaldım” dedi. Gözyaşları içinde, kenarda devrilmiş duran bir özürlü arabasını ve o arabadan düşerek yerde yatan birisini göstererek “Ağabeyim yürüyemiyor, onu tekerlekli arabası ile gezdirirken, kayıp devrildi. Ağabeyim yere düştü, kaldırmaya gücüm yetmedi, gelen geçen kimse de yok, siz onu yerden kaldırıp tekerlekli arabasına tekrar oturtmama yardımcı olabilir misiniz?” dedi. Zengin adam, ne diyeceğini bilemeden, boğazındaki düğümden yutkunup kurtulmaya çalışarak, yerde yatan çocuğun yanına gitti, onu kaldırıp tekerlekli arabasına oturttu ve cebinden temiz bir mendil çıkararak bacağındaki kanları sildi. Küçük çocuk abisini tekerlekli arabasıyla alıp giderken, hiçbir şey söyleyemeden arkalarından bakakaldı. Arabasına döndüğünde, çocuğun attığı taşın, arabasının kapısında bıraktığı oyuk şeklindeki derin izi gördü. Ve zengin adam, bu derin taş izini hiçbir zaman tamir ettirmedi. Arabadaki bu taşın izini şu mesajı hiç unutmamak için sakladı: Hiçbir zaman, yaşamın içinden, birilerinin seni durdurmak ve dikkatini çekmek için taş atmaya mecbur kalacağı kadar hızlı geçme. Tanrı, ruhumuza fısıldar ve kalbimize konuşur. O sesi dinlemek için vaktimiz olmadığında, size taş fırlatmak zorunda kalır. İster fısıltıyı dinle, ister taşı bekle... Seçim senin... Yaşamın içinden son hızla geçerken, bir an durup, kendi hayatımızda da bize bazı şeyleri hatırlatmak için atılan taşlar olup olmadığını bir düşünelim...